Hayatı Tribünde Yaşayanlara | Taraftar Dergi



Hayatı Tribünde Yaşayanlara

Malum, dergimizin başlama vuruşunu yaptığındaki ilk sözüydü bu. Taraftarlık da bu değil miydi zaten? Tribünü kovalamadan, stad önünde tükrüklü köfte yemeden, bozuk paraları ayakkabının içine atmadan, tribünde kendini bulmadan olur muydu? Olmazdı tabi. Herkes yapamaz bunu, yaşayamaz hayatı tribünde ama bakmasını bilene tam anlamı ile hayattır tribün.

Çekirdekçi tayfanın yeri bellidir; sakin ve herkesin oturduğu tribünlerde ya da sakin tribünlerin arka kısımlarında pusuya yatarlar. Stadyumda herkes sussa bir anlığına, çekirdekçi tayfanın ritmik “çıt çıt” sesleri çalacaktır tüm kulaklara. Bir de çekirdeğin etkisindedir ki şüphesiz, kah gözlerini fal taşı gibi açıp kah parmaklarını yiyecek gibi şekilden şekile girmeleri ile izlenilesi görüntü verir bu güruh.

Ailecek gelenler de olur tribüne. Bu kısım için bir aktivitedir, sosyalliktir, değişikliktir stadyum ortamı. Çocukların küfürleri duymaması için yoğun bir çaba sarf edilir ama ertesi gün mahalleliden veya öğretmenden gelen şikayetler çabaların boşa çıktığına delildir. Ayakta maç izlenen bir tribüne girmişse aile, zaman zaman bu başlarına dert açabilir. Mesela ufaklıklar omuzlara alınır sahayı görsün diye ama bu kez de arka taraftan homurtular yükselir. Yine de güzeldir ailecek maça gitmek, babanın birden ayağa fırlayıp yüksek sesle ana avrat düz gitmesi bazen trajikomik kaçsa da (tabii ki bu, ortamda anne yoksa olacak bir şeydir).

Sürekli ayakta olan, tezahüratlarda devamlılığı esas olan kesime ise genelde kemik tayfa, cefakar(vefakar) taraftar, harbi taraftar ya da “bir çökün de maçımıız izleyelim be kardeşim” denir, ama sonuncusunu pek tavsiye etmiyorum. Bu güruhta yer alan nice sağlam tribüncü vardır. Pek çoğunun göze alamayacağı şeyleri göze almış, hayatlarının akışını tribüne bırakmış, uğruna iş, güç, mesleğinden olmuş hatta tribün peşinde koşarken yuva bile kuramayan nice insan var. İçlerini sıcak tutan, kalplerini öyle hızlı attran şeyse futbol. Sadece kendi takımları da diyebiliriz. Futbolun altı harfli bir kelimenin çok daha ötesi olduğunu salt bu tribüncülerin gözlerine bakıp söyleyebiliriz.

Bu kadar ciddi ve mühim bir konu gibi görünürken tribün işi,kendi içindeki şamata ve çelişkileri de dikkate değerdir. Tribüncülük yapanların adanmışlığının yanında tribüncülük oynayanların inanmışlığı vardır. Ancak inandırıcılıklarından söz etmek olmaz bu ikincisinin. Lokal amigolar türer tribünde mesela. İki basamak yukarı çıkınca kendini stadyumun lideri sanan eğlenceli arkadaşlar bazen güldürür, bazense kızdırır ama hiç düşündürmez. Güldürür çünkü iki basamak yukarı çıkınca yer çekimini unutur, göğün yedinci katına çıkan mesih sanar kendini. Kızdırır çünkü çok geçmeden “ben sizin babanızım” triplerine girer, sağı solu çekiştirmeye başlar. Kemik tayfaca ya da sıkı tribüncülerce kabul görmeyen bu kişiler, her maç tribünde kendinin keşfedileceği bir köşe aramakla meşguldür ama genelde her maç gittiği yerde en antipatik olandır kendileri.

Tribündeki bayanlara da değinmeden olmaz. Yayıncı kuruluşun çılgın kameramanları maç öncesi tribünde bayan arar, ekrana getirip beş-on saniye tutmak için. Bazı yerlerde laf atmalar olur, bazı yerlerde alkışlar (nedense?) Bir de şu vardır;  efendi efendi maç izlersin, bir küfür gelir dilinin ucuna, bayan var ayıp olur diye tekrar yutarsın. Sonra bir küfür daha, hatta bir tane daha. Tam sonuncusunu bertaraf etmeye çalışırken arkadan yükselir etmediğin küfrün aynısı, bayandan. Maç ne durumdadır o anda bilmem ama senin için maçın koptuğu andır işte o an. Bir de daha nazik sallayan bayanlar vardır, “salak hakem, gerizekalı 5 numara, aptal başkan” gibi. Bir de hanım hanım izleyenleri vardır. Hepsine saygımız sonsuz, her mekanı olduğu gibi stadları da güzelleştiriyorlar.

Bunlar en belirgin gözlemler tribün ortamına dair. Yazının başında da bahsettiğim gibi, hayatın bir aynasıdır tribün, dolayısı ile futbol. Bu yüzden fazlası ile önemlidir. Tribünü okumak, hayatı yorumlamayı kolaylaştırır. Futbolun camdan nasıl göründüğü değildir futbolu çağın en önemli sporu yapan, futbolu tribünde yaşamaktadır işin sırrı. Yani yazının sonunda şuraya geliyoruz; bu % 5 rakip taraftar sınırlamaları, stadların kapatılması, kulüplerin sıkı taraftarları değil de paralı taraftarları yeğlemeye başlaması, taraftarlığın vahşi bir gömlek giymeye zorlanması ve bunun bir alt tabaka kültürü olduğu dayatması gibi konular futbolun gidişatı için vahimdir. Futbolu futbol yapan gerçek taraftar, er geç futbolu futboldan uzaklaştıranlardan rövanşı alacaktır.

  • Paylaş/Kaydet


Sen de Katıl

Yorumunu yaz, düşünceni bizlerle paylaş...
Yorumunda avatar olarak kullanmak istediğin bir resim varsa gravatar'a üye olabilirsin!