Efes Pistons – Fenerbahçe Pacers
11 Mart 2009
Mert Berkay Önsü
Ligimizde 22. hafta iki ezeli rakibin müthiş mücadelesi ile son buldu. Fenerbahçe Ülker, Efes Pilsen’i bir uzatma sonunda 84-80 yendi ve olası play-off eşleşmesinde 1-0 geriye düşmekten kendini korudu. Lig mücadelesi olduğu kesindi ama ligimizde demek çok doğru değil çünkü dün akşam sahadaki mücadele ligimizin kalitesinin çok üzerine çıktı, hatta Euro Lig kalitesinden de yukarıda olduğu zamanlara tanıklık ettik. Belki bizim ligimizde maçlar 48 dakika oynanmıyor ya da iki pasta baskete gidilmiyor ama NBA’de oynanan eski Detroit- Indiana maçlarını hatırlatmıyor değildi dünkü maç. Kıran kırana, vuran vurana bir mücadele, sertliğin dozajının hakemlerin dahi kontrol edemeyeceği düzeye geldiği anlar, kan dökülen ama faul dahi olmayan pozisyonlar ile bezeliydi. İki takımın birbirine olan nefreti yüzlerinden okunurken, maçı kazanabilmek için disiplinden 1 dakika bile ödün verilmemesi de takdire şayandı.
Maçın daha 5. saniyesinde , Marcus Green’in Ender Arslan’ın koluna indirdiği baltaya hakemler faulü çalmayınca, Ergin Ataman da hakemlerin üstüne yürüyüp şansını denedi ve maçın baş hakemi Mehmet Keseratar, o anda teknik faulü verip bu denemeyi kestirip atamayınca hakemler için o günün ne kadar zorlu geçeceği belli olmuştu. Bundan cesaretlenen iki kenar yönetim ve oyuncular hakemleri baskı altına almak için ellerinden geleni yaptılar ve gerçekten hakemler de çaldıkları ve çalmadıkları ile maça damgasını vurdu. Bir ara maçı izlerken maçta hakemin olup olmadığını bile merak ettim. Bir hücumda Efes’e yapılan iki faul verilmezken Kerem Tunçeri’nin aynı hücumda yaptığı hatalı yürüme de es geçildi. Aynı oyuncunun uzatma sonunda hatalı yürüme yapmadığı pozisyonda hatalı yürüme çalınması da maça konulan son nokta oldu.
Hakemlerin kasti bir şekilde hata yaptıklarına inanmayan biri olarak dün akşam bunun en büyük kanıtını izlediğimizi söyleyebilirim. İki takıma da yapılan hatalar hakemlerin art niyetli olmadıklarının, sadece bu maçın ağırlığının altında ezildiğinin göstergesiydi. Bunu daha da yukarılara çekersek, bu maç için verilen hakem üçlüsü yeterli değildi. Bu maçta otorite figürü Recep Ankaralı’nın sahada olması gerekliydi.
Bu kadar hakemden bahsedip nasıl maçın NBA kalitesinde olduğunu iddia edebiliyorsun diye sormanız doğal; hakemler maçın genelinde bir çok hata yaparken maçın legal ve illegal sertlik düzeyini de çok arttırdılar aslında, bu sebepten de içerideki bir Mirsad-Kaya Mücadelesi bir anda gözümüze Rasheed Wallece-Varejao mücadelesi gibi geldi. Oyuna sokak pisliklerini en iyi bilen Rasim Başak’ı almak Tanyeviç’in en doğru kararıydı belki de, ama Rasim Kendini belli yerden sonra tutamayınca ona da diskalifiye yolları görünmek zorunda kaldı.
Fenerbahçe ilk periyotta farkı yakalayıp işi bitirecekken Efes sakin durup farkı indirdi. Üçüncü periyotta bir daha saldırdı Fenerbahçe, yine farkı 15 sayıya kadar çıkardı ama bu sefer de Tanyeviç engel oldu Fener’e maçı kazanmasında, Emir Preldziç’i oyun kurucu olarak kullandı ve son periyot sadece 7 sayı atabildi Fener. Buna karşılık 17 sayılık Efes hücumuna yine Preldziç’in son saniye faulü eklenince maç uzatmaya gitti.
Uzatmaya 5-0 ile başlayan Efes Pilsen, tam maçı kazandım demeye başlarken Tanyeviç’in kenarda unuttuğu Semih’in aklına gelmesi oyunun seyrini bir anda Fenerbahçe’ye döndürdü. İki iyi savunma üstüne içerden Semih’le gelen sayılara Ömer de katılınca son hücuma 81-80 önde giren Fener, son hücumda Kerem Tunçeri içeriyi zorlarken yap(ma)tığı hatalı yürüme ile maç bileğinin hakkı ile Fenerbahçe’nin oldu.
Son pozisyon hatası Efes’in aleyhine olmuş olsa da, hakemlerin iki tarafı da idare edemediği düşünülünce bu olay Fenerbahçe’nin galibiyetine leke süremez, sürmemeli de. Eğer bu mücadele kalitesi bu seviyede devam eder ancak saha içindeki düşmanlık yerini biraz daha dostane bir havaya bırakabilirse ve bu maçları kaldırabilecek bir hakem üçlüsü sahada olursa, play-offlarda bizi çok ama çok güzel maçların beklediği aşikar. Seyircinin ilgisinin en az dün akşam olduğu kadar yoğun olması da en büyük dileğimiz..

