GÜNCEL | Taraftar Dergi



Adam Haklı Beyler

Her dünya kupasından sonra bazı takımlar, futbolcular ya da turnuvanın düzenlendiği ülkeye has özellikler akılda yer eder. Afrikalı kardeşlerimizin düzenlediği 2010’dan sonra ise hiç kuşkusuz vuvuzela bir numaralı sırayı alacaktır bu listede. Fakat benim için eski bir futbol efsanesi dürüstlüğü ve futbol sevgisiyle turnuvanın göz alıcı öğelerini geride bıraktı. O ki güzel futbol adına vatandaşı olduğu ülkeyi acımasızca eleştirmekten kaçmadı: Johan Cruyff!

Johan Cruyff zaten başlı başına bir futbol devrimcisi. Dünyayı Güntekin Onay’dan çok çok önce total futbol kavramıyla tanıştıran efsanevi Hollanda milli takımının efsanesi, Barcelona’nın unutulmazı. Barcelona’nın oynadığı günümüz futbolunda bile onun parmağı var. Bunların yanı sıra Cruyff gerek turnuva esnasında gerek turnuva sonrası açıklamalarında neden futbol efsanesi olduğunu dosta düşmana gösterdi.

Hem de topun yuvarlaklığı üstüne methiyeler düzen tatlı su futbol romantiklerine de futbol romantizmi nasıl olurmuş göstererek!

İlk önce ‘finalde güzel futbol adına İspanya’yı destekleyeceğim’ sözüyle dikkat çekti Cruyff. Finalden sonra da objektiflik ve güzel futbol çerçevesinde ayakta alkışlanası açıklamaları geldi Cruyff’un: “Hollanda finalde çok kirli bir futbol oynadı. İspanya’yı bol faul yaparak yıldırmaya çalıştılar. Kazanmak için çok adice bir yol izlediler. Açıkçası bir Hollandalı olarak bu durumdan çok utandım.” Herhalde kazanmanın ne zaman güzel olacağını çok güzel açıklıyor bu sözler. Bunu bir İspanyol ya da finalde İspanya’nın galibiyetine 500 lira basan biri söylese kimsenin dikkatini çekmez. Ama işte gerçek futbol sevgisi böyle bir şey.

Cruyff’un bu sözlerinden sonra diyecek başka söz yok. Zaten bu sözlerden sonra söz söylemenin de dinimizce caiz olacağını düşünmüyorum. Özet geçmek gerekirse ‘adam haklı beyler.’

Büyüksün Johan Cruyff!

  • Paylaş/Kaydet

Kupanın Ardından

15 Temmuz 2010

Hasan Türk  

Söylenişi tuhaf, yazımı zor kelimelerin dillere “pelesenk” olduğu ilginç bir turnuva oldu Güney Afrika’da. Birer birer inceleyelim akıllara kazınanları.

Vuvuzela: Maçlar sırasında binlerce kişinin dur durak bilmeden ve kupanın sonlarına doğru az biraz melodik çalabildikleri vuvuzela şüphesiz en akılda kalan oldu. Vuvuzela vakası öyle bir hal aldı ki vuvuzela dendiğinde sesi kulaklarımızda vızırdadı. Tamam, kabul ediyorum, Afrika’nın ruhu, yerelliğin simgesi lakin bizimkisi de kulak; vücudumuzun denge unsuru, dünya ile bağımız. Uyanık firmaların vuvuzela için ar-ge faaliyetlerine girişmesi, sesini Avrupa standartlarına çekip seri üretim yapmaları da sesinin kötülüğüne rağmen ünü alıp yürüyen çalgının geldiği durumu gösteriyor. Maçların temposuna göre de ses yoğunluğu farklılık gösterdi. Vuvuzela’nın vız dediği yer, şeklinde tabir edildi maçların sığ geçen dakikaları. Umarım Afrika’nın ruhu futbolun ruhu olmaz, vuvuzela bize ve Avrupa maçlarına sıçramaz da sahalarımızda görmek istemediğimiz olaylar arasında yerini almaz. Nasıl sahaya yabancı madde atmak yasaksa yabancı ses de girmemeli.

Jabulani: Bildiğimiz top işte, alengirli isim koyarak ilgi çekmek istenmiş. İsim alengirli olmuş tamam, lakin top da tam bir cambaz olmuş. Yere değmeye görsün, alıp başını gidiyor düştüğü diyarlardan. Doğrusu kaleci olmak istemezdim bu topun olduğu sahalarda. Hatalı gol yemek işten bile değil. Kalesinde on kaplan gücünde görünen Casillas’ın dahi çektiği sıkıntılara bizzat şahit olduk. Zulu dilinde “kutlamak” demekmiş jabulani. Pardon da neyi kutluyoruz? Top yere sekti uçtu gitti, bunu kutlamalıyız! Aman frikik ustası topu dağa taşa vurdu, haydi kutlayalım!

Yeni Nesil Almanya: Her ne kadar her turnuvada benzer maceraları olsa da turnuvanın sürprizlerinden biriydi Almanya’nın oynadığı futbol. Başbakan Merkel’in yönetiminde daha fazla vurgulanmaya başlanan ülkedeki azınlıklarda Alman vatandaşlığı bilincinin oluşturulması hareketinin başarısı futbolda görüldü. Schweinsteiger gibi sembol ve lider Almanların yanına devşirme diye tabir edilebilecek Mesut, Podolski, Khedira, Klose, Cacau gibi isimleri ekleyen; 2010’da total futbolu Almanya’ya kaydıran Löw’ü tebrik etmek gerekiyor. Ayrıca Ballack’ın eksikliğini çekmemeleri de Löw’ün alternetifleri düşündüğünü kanıtlıyor. Turnuva boyunca pozisyonlara gidişleri öyle güzeldi ki Almanların, bilgisayar oyunu oynuyor gibi hissettik kendimizi. Ustaca alan değiştirmeler, üç pasla pozisyona gitmeler, aniden çok şık atak geliştirmeler derken ne Arjantin’in ne Brezilya’nın ne de Hollanda’nın yapamadığını yaptı Almanya; ağzımıza güzel futbol balı çaldı ve maçları hiç bitmesin istedik.

Ömer Üründül: Fazla söze gerek yok, Ömer Üründül enteresan adam. Futbolu sevdiği ve hala şaşırarak izlediği de belli. Lakin yorumculuğu ile bize bir şey katmıyor. Maça dalıp gidecek kadar oyunun içinde, seyirciye of dedirtecek kadar da dışında. Belki de kafasındaki binbir tilkinin etkisiyle, maç içinde spiker kendisine bir şey sorunca gafil avlanıyor ve saçma cevaplarla mizah dünyamızda güller açtırıyor. Değişik bir nokta yakaladığında ise o noktayı maç içinde defalarca tekrar ediyor ve değişik olmaktan çıkarıyor. İnternette kendisi için, “madem para almadan yapıyor bu işi, para toplayalım da gönderelim” gibisinden öneriler sunuluyor. İnternet enteresan Erdoğan!

Maradona: Maradona da enteresan adam. Elinde tespihi, takım elbisesi ve karizmatik sakalı ile kenara gelen topları şık bir biçimde sahaya gönderen “teknik toplayıcı” gibiydi bir iki maçta. Oyuncu ve taktik tercihleri ile, özel hayatı ile çok konuşulsa da dünya üzerindeki kredisi en yüksek topçudur zat-ı alileri.

Katalunya İskeletli İspanya: En güzelini yaptı Del Bosque, başarılı takımın yapısını bozmadı ve eksik yerlere gerekli takviyeleri yaptı. Takımı sabırlı oynattı ve sonuç da bazen maçın ortalarında bazen sonlarında geldi. Zaten o orta sahaya kim dayanabilir ki! Barça menşeili futbolcuların sırtladığı İspanya, şampiyonluğu sonuna kadar hak etti. Almanlar kadar heyecan vermediler belki ama doğru sayısında en öndeydiler.

Paraguay’lı Model: Hatun kişi bildiğin kariyer yaptı kupa sayesinde. Yalandan tezahüratlar, üzülüp sevinmeler ve poz çakmalar Paraguay için değildi tabi ki. Paraguay kazanırsa soyunacağım dedi ama kazanmadan da soyundu. Futbol gerçekten enteresan oyun Erdoğan!

Uruguay: Forlan ve Suarez’in sırtladığı Uruguay turnuvada Güney Amerika’nın ağaran yüzü oldu. Kadroları hakikaten kısıtlıydı ancak sonuna kadar mücadele ettiler ve yarı finale kalarak kupaya renk verdiler.

Gana: Kupada mücadele ve azmin temsilcisi oldu Gana ve onlar da Afrika’nın göğsünü kabarttı. Maçların tümünde, maçın başından sonuna kadar disiplini elden bırakmadan ve yapabileceklerini en üst düzeyde kullanarak çeyrek finale kadar geldi Gana, hatta yarı finalin de eşiğinden döndü.

Mesut Özil: İlk duyulduğunda futbolu çok bilinmediği için fiziksel özellikleri değerlendirilmiş ve Hayko Cepkin’e benzediği sonucuna varılmıştı. Lakin sanıyorum ki Hayko bu kadar iyi top oynayamıyordu. Laf arasında Hayko’nun Beşiktaş kapalısının gediklilerinden olduğunu belirtelim. Alman takımının en teknik ayağıydı belki Mesut ve performansı da gayet iyiydi. Keşke kısmını bir yana bırakırsak gözlerimizi futbola doyurdu Mesut’un gol ve asistleri, hatta saha içinde var oluşu.

Vaatler: Kimi ülkesinin şampiyonluğuna soyunacağını, kimi (Maradona) çıplak koşacağını, kimi (Bilardo) de finalde golü atanlarla ilişkiye gireceğini söyledi. En ilginci ise Hollandalı bir porno yıldızının Hollanda şampiyon olursa twitterdaki tüm takipçileri ile ilişkiye gireceği yönündeydi. Lakin ne nüdist, ne eşcinsel ne de kitlesel olaylar yaşanmadı. Neden İspanya’dan vaatçi çıkmadığı daha iyi anlaşılıyor sanırım.

Messi: Eskiden dünya yıldızı denilen adamlar takımı alıp götürüyor, maç kazandırıyordu. Hatta Napoli örneği de işi şampiyonluk boyutuna taşıyor. Dünya kupasından sonra tekrar görüldü ki, dünya yıldızı olduğunuzu gösterebilmek için takımın sizi götürmesi gerekiyor. Dolayısıyla Messi’nin eksiği esasında arkasındaki Xavi-Iniesta desteğiydi. Sonuç hayal kırıklığı oldu ama olsun, biz Messi’yi Barcelona’da sevdik ve o, dünya kupasında formsuz olsa da genç yaşında yaptıklarıyla çoktan dünya yıldızı apoletini aldı.

Bizden Kovulanlar: Del Bosque ve Löw’den bahsediyorum, bir parça da Galatasaray’da kısa bir macera yaşayan De Boer (Hollanda’da yardımcı antrenörlük yapıyor bildiğiniz gibi.) Birine Yeniköy Kasabı, diğerine stajyer denildi, De Boer’a ise ne küfürler edildi. İlk ikisi fikstürde aynı tarafa düşmeseydi final Beşiktaş’tan kovulan-Fenerbahçe’den kovulan şeklinde olacaktı ama yine de De Boer vasıtası ile Galatasaray yer aldı finalde.  Spor dünyasında Türkler pek ileri görüşlü değiller, en azından yöneticilerimiz. Eee ne de olsa Türkiye’de yöneticilik sırayla değil, parayla.

Hatırımızda yer edenlerden bu şekilde bir demet çıkıyor ortaya. Ne diyelim, anlayana sivrisinek saz, anlamayana vuvuzela az!

  • Paylaş/Kaydet

Uruguay 2-3 Almanya

12 Temmuz 2010

Alican Kutlu  

Almanya, bir kez geri, ilk ve son kez öne geçen takım olduğu Dünya Kupası-Güney Afrika 2010 üçüncülük maçını Diego Forlan’ın son saniyede direkten dönen frikiğiyle kazandı. İlk yarım saat, pozisyon bulamasa da Uruguay’ı top kaybetmeye zorlayarak kendi yarı sahasına hapseden bir Almanya izledik. Bu noktada Almanya’ın gücünden başka Uruguay’ın Gana maçıyla başlayan üretkenlikten uzak kontra-atak felsefesini de vurgulamak lazım.

19. dakikada Müller’in golüyle öne geçen Almanya’nın baskılı futbolunun fiziksel üstünlükten başka bir dayanağı olmadığını gören Uruguay 28. dakikada Schweinsteiger’in ceza sahası önünde kaptırdığı topla hareketlenen Suarez’in savunma arkasına kaçırdığı Cavani’yle beraberliği yakaladı. Golden sonra ibre Uruguay’dan yana döndüyse de taraflar soyunma odasına bir birlik eşitlikle girdiler.

İkinci yarıya baskılı başlayan Uruguay 52. dakikada turnuvanın en güzel gollerinden biriyle öne geçti. Sağdan yapılan ortayı voleyle zemine vuran Forlan, turnuvadaki beşinci golünü kaydetmiş oldu. Fakat ilk golde uzaktan gelen Alman atağında topu göbeğinden sektirerek Müller’in önüne bakan Uruguay kalecisi Fernando Muslera bu sefer de boşa çıkınca, Jansen 57. dakikada skoru 2-2′ye getirdi. 82. dakikadaysa Mesut’un köşe vuruşunda boynunu bleğinden şut çıkarırmışcasına kullanan Khedira’nın kafası Almanya’ya galibiyeti getirdi. Gana karşısında son saniyede Suarez’in eliyle gülen Uruguay, bu sefer Forlan’ın frikiği çataldan döndüğünde çalan düdükle üzülen taraf oldu.

Kuşkusuz yarı finale çıkan ülkeler arasından turnuvanın en süpriz takımı olarak sıyrılan Uruguay için Güney Afrika macerasını iki eteba ayırabiliriz. Gruplarda ve ikinci turda hızlı oynayan, heyecanlı ve istekli bir takım görüntüsü veren Uruguay, Gana maçıyla birlikte Hollanda haric tüm ülkeler gibi gücü elverdiğince İspanya’yı taklit etmeye çalışan bir takım oldu çıktı. Bu da Uruguay’a defansif bir görüntü verdi. Fakat Hollanda ve Almanya karşısında golleri yine kendilerine özgü hızlı hücum organizasyonlarıyla buldular. Rakibi bunalttıkları anlar, karmaşık şemalarla rakip ceza sahasını karıştırıp rakibi üstlerine gelme konusunda çekingen davranmaya ittikleri duran toplar oldu. Defansif kurguları ve sıkıcı maçları için onları suçlayamayız, sanırım İspanya’nın öncülük ettiği kısa paslarla tribünleri sersemleten yavaş futbol yeni Roberto Carlosları ve Cafuları çıkaracak nesil doğuncaya kadar devam edecek. Bu durumda İngiliz ekolünün şampiyonlar ligindeki yerlerini Alman ve İspanyol klüplerine kaptırmak tehlikesini de gözden kaçırmamalıyız.

  • Paylaş/Kaydet

Uruguay 4-2 Gana

05 Temmuz 2010

Alican Kutlu  

Uruguay 4-2 Gana: Türkler Afrika’da Dirildi*

Aslında yazmaya değer bir maç izlemedim. Kısa kısa plansız heyecanlardan başka top yere inmedi ve adeta bir tenis maçı izledik Muhsin Ertuğral’ın dediği gibi. Her iki gol de kaleci hatasından kaynaklandı. İlk golde İnterli Muntari yaklaşık 35 metreden gelişigüzel vurdu. Yapılacak bir orta için kalesinin sağ köşesine yakın bekleyen Fernando Muslera sol köşeye giden topa uzanmasına rağmen golü yedi. Bu arada sol köşeye dediysek öyle direk dibi anlaşılmamalı, 40 santimetreye yakın bir mesafe vardı topla kale arasında.

Gol geldi ve devre bitti. Beraberlik golü için sadece on dakika beklemek gerekti. 55. dakikada kazanılan frikikte Forlan’ın ayağından çıkan vuruşla Uruguay Gana’yı yakaladı. Ama bu golde Galatasaray’dan tanıdığımız Richard Kingston aynı Muslera gibi orta beklediği için bu sefer aşırtma bir gol yemiş oldu.

Ayrıca Fenerbahçeli Lugano’nun sakatlanarak 38. dakikada sahayı terk etmek zorunda kalması maçtan kalan bir diğer not.

Elbette düşük bir pas yüzdesiyle oynasa da Uruguay’ın sahadan silindiği 90-120 dakikalar arasında top kapma becerisi yüksek bir oyuncu olarak ön plana çıkan 17 sırt numaralı Arevaro da unutulmamalı ama…

Bu yazıyı yazmamızın asıl amacı uzatma dakikalarının son saniyesinde, 120′de yaşanan enteresan olay. Gana atağında Uruguay kale önünde karambol oluşuyor. Kaleye gelen ilk şutu Uruguay santraforu Suarez ayaklarıyla engelliyor. Ardından Stephan Appiah’ın şutunuysa Suarez son anda çeliyor. Karar Suarez’e kırmızı kart ve Gana lehine penaltı. Topun başında yüzünün yarısını kaplayan yassı burnu ve geniş burun delikleriyle 3 numaralı Asamoah Gyan. Top direkte patlıyor. Hakem son düdüğünü çalıyor. Böylelikle maç penaltılara kalmış oluyor.

Bundan sonrasını anlatmanın lüzumu yok galiba. Uruguay penaltılarda 3-1 ile Gana’yı eleyerek adını yarı finale yazdırıyor.

Uruguay taraftarları dışında pek az insanın bir buçuk saat boyunca televizyonları başında kalmaya tahammül edebildiklerini tahmin edebiliyorum. Ama buna değermiş diyeceksiniz. Düğümü bir türlü çözülmeyen, monologlarla devam eden popüler bir dizide herkesin ipliğinin pazara çıkartıldığı final bölümü gibiydi Uruguay Gana 2010 Dünya Kupası maçı.

*Başlık, 2008 Avrupa Şampiyonasında oynanan Türkiye-Hırvatistan maçına atfen atılmıştır.

  • Paylaş/Kaydet

İspanya 1-0 Portekiz

30 Haziran 2010

Alican Kutlu  

Her şeyden önce Portekiz kalecisi Eduardo’dan bahsetmek lazım. Tam adı Eduardo dos Reis Carvalho olan file bekçisi, bugüne kadar izlediğim kaleciler arasında ellerini en iyi kullananıydı İspanya maçındaki görüntüsüyle. 27 yaşında ve Portekiz Liginde Braga kulübününün formasını giyiyor. Yeni sezonda mesleğine Portekiz’de devam edeceğini sanmadığım, en azından yerel liginin tanınmış klüplerinden birine transfer olacağını umduğum Eduardo, sadece İspanya ataklarını karşılarken değil, Portekiz ataklarını başlatırken de izleyenleri büyüledi. Özellikle eliyle, yerden, birbirine yakın duran üç İspanyolun arasından orta sahanın hemen gerisindeki takım arkadaşının ayağıyla buluşturduğu ve akabinde gol pozisyonuna dönüşen top, Eduardo’nun oyun başlatma becerisinin en göze çarpan göstergesiydi. Dahası Eduardo kurtarışları için bir direkten ötekine zıplamaya fazla ihtiyaç duymuyor; çünkü yer tutuşu mükemmel. Yalnızca topun o an ki durumuna göre değil, birkaç pozisyon öncesinden neyle karşılaşabileceğini seziyor ve ona göre şekillendiriyor kendini. Bunun ispatı, ani ve hızlı şutlarla karşılaştığında dahi ve hatta zorlandığında çok çok hızlı refleksler göstermeden de kurtarış yapabilmesi. Eğer adidasın yeni topu kontrol etmeye daha müsait olsaydı büyük ihtimalle David Villa’yla karşı karşıya olduğu halde İspanyol forvetin ilk şutunu göğsünde yumuşatabilecek ve Villa’nın ikinci şutu çekmesine imkan tanımayarak Portekiz’i uzatmalara taşıyabilecekti.

Del Bosque, David Villa’yı sol kanatta, Fernando Torres’i ise tek forvet oynatarak mücadeleye başladı. Maçın ilk yirmi dakikasında dilediklerince paslaşan ve Eduardo’ca savuşturulan uzaktan şutlarla gol arayan İspanya idi. Sonrasında Portekiz’in alan daraltarak ve tamamiyle kendi yarı sahasına çekilerek İspanya’nın pas trafiğini bir nebze engellediğini ve karşı ataklarla pozisyonlar bulabildiğini gördük. Heyecan dolu ilk devrenin aksine ikinci yarıda orta saha mücadelesinden ibaret bir maç seyrettik on beş dakika boyunca, ta ki 60. dakikada oyuna giren Fernando Liorente’ye kadar. 1.94′lük boyuyla Portekiz defansının dengesini bozan Liorente, girer girmez yükseldiği ortayı gole çevirmeye çok yaklaştı, bir kaç dakika sonra girdiği pas trafiğindeyse David Villa’dan önce topa dokunan son İspanyol oldu ve böylece İspanya 63. dakikada öne geçti Portekiz karşısında. Son yarım saat batı İberliler topa fazla dokunamadı, İspanyollar skoru riske atmaktan kaçınarak ve Portekiz’e pozisyon şansı tanımayarak maçı tamamladılar.

Peki ya Cristiano Ronaldo. Maç boyunca sahada onu aradık biz futbol severler, top sürsün, iki üç kişiyi üst üste saf dışı bıraksın diye. Ama o bunların hiç birini yapamadı, yalnızca 45 metreden kazanılan serbest vuruşları kaleye göndererek Messi’nin eteklerine çıkmaya çalıştı. Sanki tüm gücünü son dakikada atacağı fantastik gole saklar gibiydi. Olmadı, olan Portekiz’e oldu. Böylece 2008 Avrupa Şampiyonasından sonra 2010 Dünya Kupası’nda da beklentileri karşılamayan, sahaya dizilen 11 Portekizli arasında ulusal marşı okunurken playback yapmaya dahi tenezzül etmeyen tek Portekizli olan Ronaldo ya Ronaldinhovari bir kariyer düşüşü içinde, ya da milli takım onun için bir anlam ifade etmiyor. Her iki durumda da Portekiz teknik heyetinin takımı onun üzerine kurmaya devam etmeden önce bir kez daha düşünmeleri gerekecek.

  • Paylaş/Kaydet

Kulakların Çınlasın Lineker

28 Haziran 2010

Hasan Türk  

Başlığı izah etmeye gerek yok, gören futbol takipçileri Gary Lineker’in kulaklarını çınlatmıştır çoktan. Her turnuva öncesi (en azından benim hatırladıklarımda) tekrarlanan kötü alışkanlıklar yine karşımızdaydı. Almanların yüzüne kimse bakmazken İngilizler yine “bu sefer iddialılar” masallarının başkahramanı oldular.

Eşleşmeyi görünce beklenen günün, yani ak ve karanın ayrımsanacağı günün geldiğini düşündüm. Takım oyununu yansıtışları ve çalışkanlıklarıyla üstün Alman teknolojisi, 66′dan bu yana bekleneni veremeyen, mazmun kaybeden İngilizlere karşı bir kez daha üstünlük sağladı. Üstelik karşımızda dünya kupaları tarihinin en farklı Almanya’sı vardı. Ülke ekonomisinin çok uluslu yapısını milli takıma da yansıtmış ve bunu stajyer(!) Löw sayesinde güzelce harmanlayan, üzerine de takım oyununu oturtan bir Almanya izliyoruz. Almanya’nın attığı 4 gol de ders niteliğinde. İngilizleri hazırlık pasları ve oyuncu kaydırmaları ile öyle dağıttılar ki goller o denli kolay göründü. Galibiyette oyundaki her futbolcunun da adının yazması ayrıca anlamlıydı.

Karşı tarafta ise Premier League karmasını andıran bir İngiliz takımı, her gittiği takımda başarılı olan İtalyan Capello ile yoluna devam etmek için çıktı sahaya. Ancak sayılan ve sayılmayan gollerinin geldiği dakikalardaki kıpırdanış hariç hemen hiç taktiksel zenginlik yansıtamadı İngiltere. Rooney gibi bir golcünün bu denli çaresiz kalışı da bunun bir göstergesiydi sanırım.

Çeyrek finale geldiğimizde herkes Almanya’dan bahsediyor. Eee, kolay değil Capello’nun İngilteresini mahkum oynatıp onlara 4 gol atmak. Turnuva başında sayıları pek fazla olmasa da Alamancılar çoğaldı. Hak vermemek de elde değil, Almanya aldı başını gidiyor.

  • Paylaş/Kaydet

Uruguay 2-1 G. Kore

28 Haziran 2010

Alican Kutlu  

Uruguay hakkı beraberlik olan bir karşılaşmadan Suarez’in attığı iki golle galip ayrıldı. Peki neden böyle oldu? Öncelikle belirtmek gerekir ki, Dünya Kupası eleme usulü değil de lig şeklinde düzenleniyor olsaydı G.Kore Uruguay’dan çok daha başarılı olurdu. Kore takımında herhangi bir mevki için aksıyor, takımın kalanı üzerinde yük oluşturuyor diyebilmek mümkün değil çünkü. Asya’nın Almanyası, iş disiplininin ön planda olduğu Kore günlük hayatı futbol takımına da yansımış besbelli, herkes mevkisi gereği oynuyor. Kore’nin Brezilya gibi rakiplerle karşılaşmadıkça, mahkum da oynasa rakibinin anlık dalgınlıklarından faydalanarak her an maça ortak olabilme potansiyelinin altında bu özelliği yatıyor. Fakat; bugün olduğu gibi, bitime az zaman kala yenik duruma düşüldüğünde girilen çıkmazı ören duvarların harcında da G.Kore’nin yaratıcığı körelten terk edilemez iş disiplini buluyor. Koreliler ikinci devresini baştan golü yedikleri sekseninci dakikasına kadar üstün oynadıkları bir maçı esnemeye yatkın olmayan futbol düşünceleri nedeniyle kaybettiler.

Uruguay maça hızlı başladı. Ne var ki Suarez’in attığı ilk golde kaleci Ryong’un büyük hatası vardı. Forlan’ın sol uçtan yaptığı orta yerden ve zayıftı; Ryong bir adım atıp yatsa topu kucağında bulacaktı. Hatta bunu yapmadan yere uzanan bir kaleci hantal olmasa ufak bir sıçrayışla topu alabilirdi. Bence kale arkasında pusuya yatmış Suarez’i fark etmedi. Ama ceza sahası dışından attığı ikinci golde Ryong’un yapabileceği bir şey yoktu. Çıkışıyla birlikte bir saniyeliğine havada asılı kaldıktan sonra aldığı falsoyla hızlanan bir füze gibiydi Suarez’İn ayağından çıkan top. Hatta ilk anda Kore defansından birinin kafasına çarptığını sandım topun. Belirtmeden geçemeyeceğim, golü yemekte hatası olmamasına karşın topa yaptığı hamlede kısa bir sıçrayışla topu alabileceği intibası bırakan Kore kalecisi yanılmamda etkili oldu.

Maçı yorumlayan Feyyaz Uçar’ında belirttiği gibi, eşsiz hücum elamanlarını yöneten; ama orta sahası ne defansına, ne de forvet hattına gerektiği gibi yardım edebilen Uruguay teknik direktörü, Alvaro Fernandez’i Suarez’in yerine almakta geç kaldı. Bu değişikiikten sonra devam eden cılız Kore atakları da son buldu. Elbette formunun zirvesinde Suarez yerine bir başka hücumcuyu oyuna sokmak da düşünülebilirdi Uruguay teknik heyetince.

Uruguay defansının, özellikle iki stoperinin oyununu biraz savruk buldum. Özellikle Diego Lugano; araya atılan topları kaçırdı, sete dönen kimi Kore ataklarında dahi pozisyon gereği olması gereken yerde olmadığı anlar oldu.

Forlan ise bir başka alem. Hücum hattında oynayamayacağı bölge yok. Top sürebiliyor-dağıtabiliyor, araya kaçabiliyor, son vuruşları birinci sınıf. İzleyenlere vay canına demek kalıyor.

Maçın hakemi iki takım oyuncularının centilmen tavırlarının da yardımıyla rahat bir maç çıkardı. Yalnız yüz ifadesi hiç değişmedi maç boyunca, karizmatik-çirkef futbolcuların kolay bozabileceği türden bence.

  • Paylaş/Kaydet

Son 10 FB-BJK Maçı

17 Nisan 2010

Haber Merkezi  

Turkcell Süper Lig’de Fenerbahçe ile Beşiktaş arasında 18 Nisan Pazar günü yapılacak maç öncesi ezeli rakiplerin aralarında oynadıkları son 10 karşılaşmada, Fenerbahçe’nin galibiyetlerde 5 farkla üstünlüğü bulunuyor.

Ezeli rakiplerin 6’sı lig, 2’si Türkiye Kupası, 2’si de TFF Süper Kupa olmak üzere son 10 randevusunda Fenerbahçe 7, Beşiktaş 2 kez sahadan galip ayrılırken, 1 maç ise berabere sonuçlandı. 4′ü BJK İnönü, 3′ü FB Şükrü Saracoğlu, birer tanesi de İzmir Atatürk, Köln Rhein Energie ve Atatürk Olimpiyat Stadı’nda olmak üzere yapılan son 10 maçta

Fenerbahçe toplam 16, Beşiktaş ise 13 gol attı.

Fenerbahçe, rekabetteki son 10 randevunun son 9′unda da gol atmayı başarırken, Beşiktaş ise 2’sinde suskun kaldı.

Fenerbahçe ile Beşiktaş arasında yapılan son 10 maçta alınan sonuçlar şöyle:

Tarih    Organizasyon     Stat (BJK-FB)

———- ———— —————— ——–

26.04.2007 Türkiye Kupası FB Şükrü Saracoğlu 1 – 1

05.05.2007 Lig BJK İnönü 0 – 1

05.08.2007 TFF Süper Kupa Köln Rhein Energie 1 – 2

03.11.2007 Lig FB Şükrü Saracoğlu 1 – 2

29.03.2008 Lig BJK İnönü 1 – 2

29.11.2008 Lig FB Şükrü Saracoğlu 1 – 2

03.05.2009 Lig BJK İnönü 1 – 2

13.05.2009 Türkiye Kupası İzmir Atatürk 4 – 2

02.08.2009 TFF Süper Kupa Atatürk Olimpiyat 0 – 2

21.11.2009 Lig BJK İnönü 3 – 0

Not: Maç sonuçları BJK-FB sırası ile yazılmıştır.

Kaynak: sporx.com

  • Paylaş/Kaydet

Bursaspor Aldı Gidiyor: 2-0

17 Nisan 2010

Haber Merkezi  

Turkcell Süper Lig’de 30. haftanın açılış maçında lider Bursaspor ile Gaziantepspor karşı karşıya geldi. Atatürk Stadı’nda oynanan karşılaşmayı Bursaspor 2-0 kazanırken, goller 45′te Ömer Erdoğan, 79′ta Volkan Şen’in golü yeşil-beyazlı ekibe hayat verdi.

Ancak Bursaspor’un 45. dakikadaki ilk golünde Volkan Şen’in vuruşu Ömer Erdoğan’a çarptı ve ağlara gitti. Hakem Cüneyt Çakır’ın bu golü Ömer Erdoğan’a yazdığı bildirildi.

3 puanı hanesine yazdıran Bursaspor, Fenerbahçe-Beşiktaş derbisi öncesinde rahat bir nefes alarak, rakiplerinin puan kaybetmesini bekleyecek.

Lider bu galibiyetin ardından puanını 65′e yükseltirken; Gaziantespor 38 puanda kaldı. Bursaspor ligde kalan 4 maçında Galatasaray (d), Kayserispor, Ankaraspor (bay) ve Beşiktaş ile oynayacak.

Kendi sahasında Gaziantespor’u son 8 maçta yenemeyen Bursaspor, aldığı bu galibiyetle seriye de son vermiş oldu. Yeşil-Beyazlı takım, Gaziantepspor’u daha önce 1998-99 sezonunun 8.haftasında 2-1′lik skorla mağlup etmişti.

Turkcell Süper Lig’de bir sonraki hafta Bursaspor, Galatasaray deplasmanına konuk olurken; Gaziantepspor evinde İstanbul Büyükşehir Belediyespor’u ağırlayacak.

TARAFTARLARDAN BÜYÜK DESTEK

Turkcell Süper Lig’deki Bursaspor-Gaziantepspor maçına, yeşil-beyazlı taraftarlar büyük ilgi gösterdi.

Atatürk Stadı’ndaki maçta, yeşil-beyazlı taraftarlar şampiyonluk şarkıları söyledi, atkı şov yaptı. Maç öncesi taraftarlar, futbolcuları tek tek tribünlere çağırarak yumruk şov yaptırdı.

Kapalı kale arkası tribünde, ”Teslim ol İstanbul” yazan ve çizgi roman karakteri Red Kit ile Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş forması giymiş Dalton kardeşlerin ellerini kaldırmış haliyle resmedildiği büyük boy pankart açıldı.

Maraton tribününde açılan ”1 Haziran 1963′te kuruldu, 85-86 Türkiye Kupası’nı kazandı, 95-96 İntertoto efsanesi, 2009-10 sezonu… onlar başardı siz de başarabilirsiniz” pankartıyla da taraftarlar, şampiyonluk inançlarını yansıttılar.

İLK YARI BİTERKEN…

Zorlu karşılaşmanın ilk yarısında iki takımda kontrollü bir oyun sergilerken, zaman zaman girilen pozisyonlarda da net fırsatlar kaçtı. Ev sahibi Bursaspor’un ilk yarıda en net gol pozisyonu Ömer Erdoğan ile sonuçsuz kaldı. Kullanılan kornerde savunmasından çıkarak ileriye gelen Ömer’in, uygun durumda yaptığı kafa vuruşunda top direğin dibinden dışarı gitti. Gaziantepspor ise en net gol fırastını Olcan ve Julio Cesar ikilisyle yakaladı. Ceza sahası içinde Olcan’ın pasına hareketlenen Julio Cesar birazağır kalınca savunma topu uzaklaştırmayı başardı.

Ancak mücadelenin ilk yarısının bitimine saniyeler kala Yeşil-Beyazlı takım attığı golle soyunma odasına 1-0′lık üstünlükle gitti. Son dakikada Volkan Şen’in ceza sahası dışından çektiği şut takım arkadaşı Ömer’in ayağına çarparak ağlarlar buluşurken; Bursaspor’da bu golle öne geçmiş oldu.

COUCERIO’DAN DEĞİŞİKLİKLER

İkinci yarının başlamasıyla birlikte Bursaspor maçta zor anlar yaşamamak için oyuna daha baskılı başladı. Ancak lider bu pozisyonlarda başarılı olamadı.

Geride olan Gaziantepspor Teknik Direktörü Jose Couceiro ise skorda dengeyi sağlamak adına değişikliklere gitti. Portekizli teknik adam ilk oyuncu değişikliğinde orta saha oyuncusu Ferdi’nin yerine bir forvet oyuncusu olan Beto’yu sahaya sürdü. Couceiro ayrıca orta sahayı da güçlendirmek adına yorulan Erman Özgür’ü kenara aldı ve Erman’ın yerine oyuna genç oyuncu Murat Ceylan dahil oldu.

Değişikliklerden sonra oyunun kontrolünü eline geçiren Gaziantepspor, Bursaspor yarı sahasına yüklenmeyi başladı. Özellikle Olcan’ın etkili olduğu dakikalarda forvet oyuncuları son vuruşlarda başarılı olamayınca aradaığı golü bulamadı.

Ertuğrul Sağlam, Gaziantepspor’un bu baskını görünce değişiklik yaparak oyuna müdahale etti. Başarılı teknik adam genç golcüsü Sercan Yıldırım’ı kenara alırken; yerine orta saha oyuncusu olan Ivan Ergiç’i aldı. Bu değişiklikle orta saha hakimiyetini eline almak isteyen Sağlam, Turgay’ı da ileride tek forvet olarak bıraktı.

VOLKAN ŞEN İŞİ BİTİRDİ!

Beraberlik golünü arayan konuk takım Gaziantepspor çok adamla ileri çıkarken savunmasında açık verdiği bir anda da kalesinde ikinci golü buldu. Turgay’ın sara pasında savunma arkasına sarkan Volkan Şen, müsait durumda topu filelere gönderirken; takımının ve kendisinin ikinci golünü kaydetti.

Bu golden sonra iyice rahatlayan Bursaspor savunmada çok adamla kalmayı tercih etti. Zorlu mücadelenin geri kalan kısmında başka gol olmayınca lider 3 puanı hanesine yazdırırken, Fenerbahçe-Beşiktaş deribisi öncesinde rahat bir nefes aldı.

MAÇTAN DAKİKALAR (İLK YARI)

12. dakikada Mustafa’nın sol kanattan ceza sahası içine ortası, Gaziantepspor defansından döndü. Teknik Direktör Ertuğrul Sağlam ve futbolcuların elle oynandığı yönündeki hakem Cüneyt Çakır’a itirazları, sonuçsuz kaldı.

14. dakikada Ali’nin sağ kanattan kullandığı serbest atışta, ceza alanı içinde topla buluşan Hüseyin’in kafa vuruşunda meşin yuvarlak, auta çıktı.

18. dakikada Bursaspor adına sol kanattan kazanılan korner atışını, Ali kullandı. Ali’nin ortasında Ömer’in kafa vuruşunda top, kale direğinin yanından az farkla auta çıktı.

24. dakikada Mustafa’nın sol kanattan ortasında Turgay, ceza alanında topla buluştu. Gaziantepspor savunması, Turgay’ın vuruşuna engel olarak, tehlikeyi uzaklaştırdı.

28. dakikada ceza alanı içine giren Julio Cesar’ın sağ çaprazdan şutu, savunmaya çarparak kornere çıktı.

35. dakikada sağ kanattan kazanılan serbest atışı, Ali kullandı. Ali’nin ortasında Turgay’ın kafayla kaleye gönderdiği topu, kaleci Mahmut son anda kornere çeldi.

39 . dakikada sol kanattan ceza sahasına giren Olcan’ın şutu, Hüseyin’in müdahalesiyle kornere çıktı.

45. dakikada gelişen Bursaspor atağında, ceza alanı içinde topla buluşan Turgay, meşin yuvarlağı ceza alanı dışındaki Volkan’a aktardı. Volkan’ın düzeltip sert vuruşunda top, Bursaspor kaptanı Ömer’e çarparak ağlarla buluştu: 1-0

MAÇTAN DAKİKALAR (İKİNCİ YARI)

49. dakikada Bekir Ozan’ın pasında Sercan, topla buluştu. Sercan, önüne almak istediği topu kontrol edemeyince meşin yuvarlak, kaleci Mahmut’ta kaldı.

58. dakikada gelişen Bursaspor atağında Turgay, orta sahada topu Sercan’ın önüne aktardı. Kaleci Mahmut, ceza sahasına girmek üzere olan Sercan’ın önündeki topa elle müdahale ederek, sarı kart pahasına tehlikeyi önledi.

68. dakikada Bursaspor yarı sahasının ortasından kazanılan serbest atışı, Julio Cesar kullandı. Julia Cesar’ın şutunda top, üstten auta çıktı.

79. dakikada gelişen Bursaspor atağında Turgay, Ergiç’ten aldığı meşin yuvarlağı bekletmeden sağ kanattaki Volkan’a aktardı. Kaleci Mahmut’la karşı karşıya kalan Volkan’ın şutunda top, önce kaleciye sonra tekrar Volkan’a çarptıktan sonra ağlarla buluştu: 2-0

Stad: Atatürk

Hakemler: Cüneyt Çakır, Alpaslan Dedeş, Cemal Bingül

Bursaspor: Ivankov, Ömer, Hüseyin, Bekir Ozan, Zapotocny, Mustafa, Turgay (Dk. 83 Iglesias), Ozan İpek, Sercan (Dk. 71 Ergiç), Ali, Volkan (Dk. 88 Veli)

Gaziantepspor: Mahmut, Zurita, Jorginho, Deumi, Serdar (Dk. 88 Ahmet), Erman (Dk. 65 Murat), Ferdi (Dk. 60 Beto), Tolgax, Olcan, Ivan, Julio Cesar

Goller: Dk 45 ve 79 Volkan (Bursaspor)

Sarı kartlar: Dk. 59 Volkan (Bursaspor), Dk. 40 Olcan, Dk. 55 Julio Cesar, Dk. 58 Mahmut (Gaziantepspor)

Kaynak : Sporx.com ve AA

  • Paylaş/Kaydet

Derbi Beşiktaş’ın : 3-0

22 Kasım 2009

Haber Merkezi  

Turkcell Süper Lig’de 13. haftanın dev maçında Beşiktaş evinde, yoğun sis altında oynanan karşılaşmada Fenerbahçe’yi 3-0 mağlup etti. BJK İnönü Stadı’nda oynanan ve ilk yarısı 0-0′lık eşitlikle sona eren karşılaşmada siyah-beyazlılara galibiyeti getiren goller 54. dakikada Fink, 57. dakikada Bobo ve 83. dakikada Uğur İnceman’dan geldi. Sarı-lacivertlilerde Kazım Kazım 75. dakikada kırmızı kart gördü ve takımını 10 kişi bıraktı.

Bu galibiyetle başkanlık seçimleri öncesinde yoğun eleştiriler alan siyah-beyazlı takımın Başkanı Yıldırım Demirören de rahat bir nefes almış oldu.

İnönü’de ezeli rakibi karşısında ligde 2004 yılından beri kazanamayan, ligde de son 5 maçtır kazanamayan Beşiktaş bu galibiyetle şanssızlığını kırıp puanını da 27′ye yükseltirken, ligde oynadığı son 7 derbide mağlubiyet yüzü görmeyen Fenerbahçe’nin bu serisi sona ererken, sarı-lacivertliler 31 puanda kaldı.

Maça Beşiktaş hızlı başlarken, Fenerbahçe ilk yarım saatten sonra maçta dengeyi sağladı. İkinci yarıya hızlı başlayan ve golleri bulan Beşiktaş maçı kopardı, Fenerbahçe’nin daha sonraki çabaları mağlubiyeti önlemeye yetmedi. Uğur İnceman’ın son golü maça noktayı koydu.

FİNK’TEN MÜTHİŞ FÜZE…

Beşiktaş’ın Alman oyuncusu Fink, Fenerbahçe’ye jeneriklere geçecek güzellikte bir gol attı. Dakikalar 54′ü gösterdiğinde, sol kanattan İbrahim Üzülmez çok iyi bindirdi, Vederson’u geçtikten sonra ceza sahası ön çizgisi üzerinde bekleyen Fink’e doğru topu ortaladı, Alman oyuncu top yere inmeden sağ ayağıyla çok sert vurdu ve topu ağlara gönderdi. 1-0.

KİMSE BEKLEMİYORDU BOBO ATTI…

Beşiktaş’ın ikinci golü kimsenin beklemediği bir anda geldi. Siyah-beyazlı takımın attığı ilk golden yalnızca 3 dakika sonra Bobo takımını iki farklı üstünlüğe taşıdı. Ekrem’in pasıyla ceza sahası içinde topla buluşan Bobo, arkasında Lugano olmasına rağmen kimsenin beklemediği bir anda dönerek vurdu ve topu ağlarla buluşturdu. 2-0.

UĞUR NOKTAYI KOYDU…

83. dakikada İbrahim Üzülmez’in ceza sahası içinde bekleyen Uğur İnceman’a doğru çıkardığı pasta sarı lacivertli savunma çizgi halindeydi! Uğur’a sadece dokunmak kaldı ve top filelere gitti. 3-0.

ALEX’E DİREK İZİN VERMEDİ…

İlk yarının son dakikasında Fenerbahçe’nin Alex ile kullandığı bir frikikte top üst direkten döndü. Fenerbahçe’nin ceza sahasının hemen önünde kazandığı frikikte topun başına Alex geldi. Alex’in kesme vuruşu, üst direkten döndü, dönen topa Kazım vurdu ancak bu topu da Rüştü kontrol etti.

ÖNCE BEŞİKTAŞ, SONRA FENERBAHÇE…

İnönü’deki dev maçta ilk etkili pozisyonları bulan Beşiktaş oldu. Hem sağdan, hem soldan etkili kanat organizasyonları yapan siyah-beyazlı takım, 8. dakikada Serdar Özkan ile ilk önemli pozisyonu bulurken, bu oyuncu etkili vuruş yapamayarak takımını öne geçirmeyi sağlayamadı. İlerleyen dakikalarda rakibinin temposuz oyununa ayak uyduran Beşiktaş, kalesinde tehlikeler yaşamaya başladı. İlk bölümdeki baskılı oyununu sürdüremeyen Beşiktaş, kalesinde tehlikeli pozisyonlar verirken, hücumda ise istediğine ulaşamadı.

Mehmet Topuz ile ilk dakikada kaleyi yoklayan Fenerbahçe, savunmada dikkatli oynayarak rakip kalede gol aradı. Rakibin yüklendiği dakikalarda kalesinde tehlikeler yaşayan konuk ekip, hücumda da istediği gibi çoğalamadı. Kalesinde yaşadığı tehlikelerin ardından tempoyu tamamıyla düşüren konuk ekip, pozisyonlar üretmek için yüklenmeye başladı. Özellikle Gökhan ile etkili olan sarı-lacivertli oyuncular, 19. dakikada bu oyuncunun İbrahim Üzülmez’in müdahalesi sonrası yerde kalınca penaltı itirazında bulundular. Rakibinin ilk bölümdeki hücum iştahını yokeden Fenerbahçe, sağdan ve soldan topu ceza alanına taşıyarak etkili noktalarda kullanmaya çalıştı. İlk 10 dakikalık bölümden sonra oyunun kontrolüne elinde bulunduran Fenerbahçe, son dakika içinde Alex ile kullandığı serbest vuruşta top üst direkten dönünce gole ulaşamadı.

BEŞİKTAŞ COŞTU…

İkinci yarının başında iki ekip de hücumda biraz daha kendini hissettirmeye çalıştı. Kanat organizasyonlarda derbi mücadelesinde başarılı olan Beşiktaş, bu anlayışla aradığı golü buldu. Soldan başarılı bindirmeler yapan İbrahim Üzülmez’in 54. dakikada güzel ortasında takım arkadaşına adeta nazire yapan Fink, çok güzel bir vuruşla meşin yuvarlağı filelere gönderdi ve Beşiktaş 1-0 öne geçti. 1-0′lık skorun ardından yine soldan yüklenen siyah-beyazlı ekip, Tello-Bobo paslaşmasında son olarak Brezilyalı oyuncunun ayağından 57. dakikada farkı 2′ye (2-0) çıkarmasını bildi. Evsahibi ekip, 2. golün ardından oyunun temposunu düşürmeye çalıştı. Savunmada tamamıyla kapanan Beşiktaş, üstüne gelen rakibin savunmanın arkasında bıraktığı boşluklarını iyi değerlendirdi ve 83. dakikada Uğur’un golüyle 3-0 öne geçti.

İlk yarıya oranla daha fazla rakibin üstüne giden Fenerbahçe, savunmasında açıklar verince 4 dakika içinde bir anda 2-0 geriye düştü. Zaman zaman konsantrasyon eksikliği yaşayan, özellikle Emre’nin hareketleriyle motivasyonu düşen sarı-lacivertli ekip, Fink ve Bobo’nun gollerine engel olamayınca 2-0 geriye düştü. Lig lideri, gol için yüklenmeye başladı. Teknik direktör Daum, Semih’i de oyuna sürerek hücumda direnci artırmaya çalıştı. Ancak 75. dakikada Kazım’ın kırmızı kart görerek takımını yalnız bırakmasıyla Fenerbahçe bunda da başarılı olamadı. Oyun disiplinin tamamıyla kopan Fenerbahçe, 83. dakikada bu sefer Uğur’un golüne engel olamadı ve 3-0 geriye düştü.

DENİZLİ’NİN TERCİHİ BOBO…

Beşiktaş Teknik Direktörü Mustafa Denizli, Fenerbahçe derbisinde forvetteki tercihini Bobo’dan yana kullandı. Turkcell Süper Lig’de son 2 haftada yapılan maçlarda yedek soyunan Bobo, Fenerbahçe karşısında sahaya ilk 11′de çıkarken, Nobre ise yedek soyundu. Bu arada siyah-beyazlılarda, sakatlığı bulunan İsmail Köybaşı’nın yerine Serdar Özkan, Tabata’nın yerine de Yusuf oynadı. Ekrem’i sol kanatta oynatan Denizli, Serdar Özkan’ı sağda, Yusuf’u ise Bobo’nun arkasında görevlendirdi.

SERDAR ÖZKAN, LİGDE 4 MAÇ SONRA 11′DE…

Teknik direktör Denizli tarafından Fenerbahçe karşısında ilk 11′de sahaya sürülen Serdar Özkan, Turkcell Süper Lig’de 4 maç sonra ilk 11′de oynadı. En son 8. haftadaki Denizlispor maçında ilk 11′de sahaya çıkan, sonraki hafta da Kasımpaşa karşısında son 30 dakika oyuna giren Özkan, Eskişehirspor, Ankaragücü ve Trabzonspor maçlarında ise forma giyememişti. İlk yarıda girdiği net fırsatları kullanmayan genç oyuncuya Mustafa Denizli ikinci yarıda şans vermedi. Serdar, ikinci yarının başında yerini Tello’ya bıraktı.

Bu arada Beşiktaş’ta, Hakan Arıkan’ın sakatlığında kaleyi sakatlıktan yeni çıkan Rüştü korudu. Hakan, 18 kişilik kadroya alınmazken, yedek kaleci olarak da Korcan sahada yer aldı. Denizli, derbi maçta Batuhan Karadeniz’i 18 kişilik maç kadrosuna aldı. Bu sezon ilk kez kadroya giren Batuhan’ın yanısıra genç kaleci Korcan, İbrahim Kaş, Nobre, Tello, Tabata ve Uğur da yedek kulübesinde bulunan isimler oldu.

Sakatlıkları süren Nihat, Hakan, İsmail ve Rıdvan ile Erhan, Necip ve Erkan kadroda yer almayan oyunculardı.

KAZIM YİNE FORVETTE…

Fenerbahçe Teknik Direktörü Christoph Daum, derbi maçta Beşiktaş karşısında son maçlarda yaptığı gibi yine Kazım’ı tek forvet olarak sahaya sürdü. Ligde Galatasaray’ı 3-1 yendikleri derbi karşılaşmasında da Kazım’ı forvette görevlendiren Alman teknik adam, 18 kişilik kadroda yer alan tek forvet oyuncusu Semih’e yedekler arasında şans verdi.

GÜİZA KADRODA YOK…

Fenerbahçe’de, sakatlığı bulunan Güiza, Beşiktaş’a karşı derbi mücadelesinin kadrosunda yer almadı. Dün akşamki antrenmanda sol ayak topuğunda ağrı oluşan İspanyol forvetin, bugün yapılan kontrollerden sonra kadroya alınmadığı öğrenildi. Cezalı Bilica da Beşiktaş’a karşı derbi mücadelesinde takımını yalnız bıraktı. Bilica’nın yerine savunmada Önder görev aldı. Fenerbahçe’de, Beşiktaş maçının kadrosunda Uğur, Deivid ve Bekir de yer almadı.

KARŞILIKLI HAMLELER…

Mustafa Denizli ilk oyuncu değişikliğini ikinci yarının başında Serdar Özkan – Tello değişikliği ile yaptı. Fenerbahçe’de Daum ise 55. dakikada ilk değişikliğini zorunlu olarak yaptı. Sakatlanan Emre Belözoğlu yerini Vederson’a bıraktı. Daum ikinci hamlesini ise golleri bulabilmek adına yaptı. 66. dakikada risk alan Daum, orta sahadan Mehmet Topuz’u çıkartırken, Semih’i oyuna aldı. Mustafa Denizli, Daum’un bu hamlesine cevap vermekte gecikmedi. 68. dakikada Yusuf’u kenara alan Denizli, orta sahayı daha dirençli yapabilmek adına Uğur İnceman’ı oyuna sürdü. Hücumda beklediği etkinliği sağlayamayan Daum, 74. dakikada bir değişikliğe daha gitti. Bu dakikada Dos Santos yerini Özer Hurmacı’ya bıraktı. Denizli son oyuncu değişikliğini 78. dakikada gerçekleştirdi. Günün başarılı isimlerinden Bobo yerini bir başka golcü Nobre’ye bıraktı.

MAÇTAN DAKİKALAR (İLK YARI)

4. dakikada Serdar Özkan’ın sağdan kullandığı serbest vuruşta, ceza alanında topla buluşan Bobo’nun kafa vuruşunda, meşin yuvarlak yandan auta gitti.

8. dakikada Ekrem’in soldan yerden ortasında ceza alanında Yusuf ve Bobo’yu geçen topu altıpasın önünde kontrol eden Serdar Özkan, dönerek yerden sert vurdu, ancak meşin yuvarlak yandan az farkla auta gitti.

16. dakikada Dos Santos ile paslaşan Gökhan, ceza alanında sol çaprazda İbrahim Toraman’ı geçtikten sonra sert vurdu, ancak meşin yuvarlak farklı bir biçimde auta çıktı.

18. dakikada Alex’in sağdan kullandığı köşe atışında, ceza alanı dışında sol çaprazda topla buluşan Carlos’un sert şutunda, meşin yuvarlak üstten az farkla auta gitti.

27. dakikada İbrahim Üzülmez’in sol çaprazdan ortasında Bobo, meşin yuvarlağı kötü bir kafa vuruşuyla auta gönderdi.

29. dakikada Mehmet Topuz’un arapasında ceza alanında topla buluşan Alex, etkisiz bir vuruş yapınca kaleci Rüştü meşin yuvarlağı yatarak kontrol etti.

32. dakikada Roberto Carlos’un yaklaşık 40 metreden sert şutunda, Rüştü meşin yuvarlağı güçlükle çelebildi. Ceza alanında sol çaprazda topu kontrol eden Dos Santos’un vuruşunda, Rüştü bu sefer meşin yuvarlağı kontrol etti.

45 artı 1. dakikada Alex’in ceza alanı önünden kullandığı serbest vuruşta, kaleci Rüştü’nün müdahale ettiği top üst direğe çarparak oyun alanına döndü. Daha sonra Kazım’ın vuruşunda, Rüştü meşin yuvarlağa sahip oldu ve derbi mücadelesinin ilk yarısı 0-0′lık skorla tamamlandı.

MAÇTAN DAKİKALAR (İKİNCİ YARI)

46. dakikada Bobo’nun savunmanın arkasına bıraktığı topla buluşan Ekrem, sol çaprazdan ceza alanına girdiği anda yerden sert vurdu, Volkan ilk hamlede çeldiği meşin yuvarlağı daha sonra kontrol etti.

54. dakikada İbrahim Üzülmez, solda rakibini geçtikten sonra güzel bir orta yaptı. Ceza yayı içinde topla buluşan Fink, çok güzel bir vuruşla sert bir biçimde meşin yuvarlağı filelere gönderdi ve takımını 1-0 öne geçirdi.

57. dakikada soldan gelişen Beşiktaş atağında ceza alanı önünde Tello, meşin yuvarlağı ceza alanındaki Bobo’ya bıraktı. Brezilyalı oyuncu, rakibinin müdahalesine karşın dönerek sert vurdu ve meşin yuvarlağı bir kez daha takımı adına filelere göndererek farkı 2′ye çıkardı: 2-0

70. dakikada Ekrem’in soldan ortasında ceza alanında bomboş pozisyonda Uğur, topa dokunamadı ve meşin yuvarlak taca gitti.

83. dakikada İbrahim Üzülmez, bir kez daha sahneye çıktı. Bu oyuncu, soldan ceza alanına indiği anda topu ceza alanındaki Uğur’a bıraktı. Uğur’un bekletmeden vuruşunda, kaleci Volkan’ın ayaklarına çarpan meşin yuvarlak filelere gitti: 3-0.

Stat: BJK İnönü

Hakemler: Fırat Aydınus, Bülent Gökçü, Bahattin Duran

Beşiktaş: Rüştü, İbrahim Toraman, Ferrari, Sivok, İbrahim Üzülmez, Ekrem, Ernst, Fink, Serdar Özkan (Dk. 46 Tello), Yusuf (Dk. 68 Uğur), Bobo (Dk. 78 Nobre)

Fenerbahçe: Volkan Demirel, Gökhan, Lugano, Önder, Roberto Carlos, Mehmet Topuz (Dk. 66 Semih), Emre (Dk. 55 Vederson), Cristian, Dos Santos (Dk. 74 Özer), Alex, Kazım

Goller: Dk. 54 Fink, Dk. 57 Bobo, Dk. 83 Uğur (Beşiktaş)

Sarı Kartlar: Dk. 38 Lugano, Dk. 53 Emre (Fenerbahçe), Dk. 55 Ferrari (Beşiktaş)

Kırmızı Kart: Dk. 75 Kazım (Fenerbahçe)

Kaynak : Sporx.com ve Ajanslar

  • Paylaş/Kaydet

TFF 2. Lig’de Son Durum

15 Kasım 2009

Haber Merkezi  

TFF 2. Lig’de 14. hafta maçları tamamlanırken, Türk Telekomspor, Akhisar Belediye Gençlik ve Spor, Çorumspor ve İskenderun Demirçelikspor gruplarında lider durumda bulunuyor.

Gruplardaki puan durumları ise şöyle:

1. Grup

Sıra Takım O G B M P
1 T. Telekom 13 8 3 2 27
2 Gebzespor 13 6 4 3 22
3 Körfez Bld.Spor 13 5 6 2 21
4 Pendikspor 12 6 2 4 20
5 Güngören Bld. 13 5 5 3 20
6 Sakaryaspor 13 4 3 6 15
7 Bozüyükspor 13 4 3 6 15
8 Yalovaspor 13 3 5 5 14
9 TKİ Tavşanlı Linyitspor 13 2 6 5 12
10 Beykoz 1908 12 2 5 5 11
11 Zeytinburnu 12 2 4 6 10

2.Grup

Sıra Takım O G B M P
1 Akhisar Bld. 13 9 4 0 31
2 Turgutluspor 13 6 3 4 21
3 Konya Şekerspor 13 4 7 2 19
4 Sarıyer 12 5 4 3 19
5 Göztepe 13 4 5 4 17
6 Alanyaspor 13 4 5 4 17
7 Tepecikspor AŞ 12 5 1 6 16
8 Eyüpspor 12 4 3 5 15
9 İstanbulspor 13 3 3 7 12
10 Fethiyespor 13 3 3 7 12
11 Denizli Bld. 13 2 4 7 10

3. Grup

Sıra Takım O G B M P
1 Çorumspor 14 9 4 1 31
2 Şekerspor 14 9 3 2 30
3 BUGSAŞ 14 9 2 3 29
4 Trabzon Karadeniz 14 8 2 4 26
5 Tokatspor 14 7 3 4 24
6 Pursaklarspor 14 6 3 5 21
7 Çankırı Bld. 14 5 3 6 18
8 Karsspor 14 5 2 7 17
9 Ofspor 14 3 5 6 14
10 A.Sebatspor 14 3 3 8 12
11 Kırşehirspor 14 3 1 10 10
12 Erzurumspor 14 0 3 11 0
Not: Erzurumspor cezası nedeniyle sezona -3 puanla başlamıştır.

4. Grup

Sıra Takım O G B M P
1 İskenderun D.Ç. 13 7 4 2 25
2 Ş.Urfaspor 13 6 5 2 23
3 Tarsus İ.Y. 13 4 7 2 19
4 Adıyamanspor 13 5 4 4 19
5 Adana Demir 12 4 6 2 18
6 Mardinspor 12 5 3 4 18
7 K.Maraşspor 12 5 3 4 18
8 Bld. Vanspor 13 4 4 5 16
9 D.Bakır DISKI 13 3 5 5 14
10 Malatyaspor 13 1 5 7 8
11 Elazığspor 13 1 4 8 7
  • Paylaş/Kaydet

TFF 3. Lig’de Son Durum

15 Kasım 2009

Haber Merkezi  

TFF 3. Lig’de haftanın maçları tamamlanırken, Balıkesirspor, Torbalıspor, Anadolu Üsküdar 1908 Spor, Pazarspor ve Siirtspor gruplarında haftayı lider tamamladı.

Gruplarda puan durumu şöyle oluştu:

1. GRUP

Sıra Takım O G B M P
1 Balıkesirspor 13 9 2 2 29
2 Bandırmaspor 13 8 4 1 28
3 Nilüfer Bld. 13 7 4 2 25
4 Gaziosmanpaşa 12 7 2 3 23
5 Lüleburgazspor 13 5 5 3 20
6 Oyak Renault 13 5 2 6 17
7 İnegölspor 13 5 2 6 17
8 Alibeyköy 12 4 4 4 16
9 Bayrampaşaspor 12 2 2 8 8
10 Çerkezköy Belediyespor 13 2 2 9 8
11 Küçükköy 13 0 3 10 3

2. GRUP

Sıra Takım O G B M P
1 Torbalı Bld.Spor 13 9 2 2 29
2 Ispartaspor 13 6 6 1 24
3 Afyon karahisar 13 7 2 4 23
4 Menemen Belediyespor 12 6 4 2 22
5 Altınordu 13 5 7 1 22
6 Keçiören Bld.Spor 12 6 2 4 20
7 Tekirova Belediyespor 13 3 6 4 15
8 Nazilli Bld. 12 4 2 6 14
9 Izmirspor 13 3 2 8 11
10 Muğlaspor 12 2 3 7 9
11 Marmaris Bld. 12 0 0 12 0

3. GRUP

Sıra Takım O G B M P
1 Üsk. Anadolu 13 8 3 2 27
2 Darıca GB. 13 6 5 2 23
3 Orhangazispor 13 6 3 4 21
4 Keciorengucu 13 5 4 4 19
5 Beylerbeyi 13 4 4 5 16
6 Kartal Bld. 12 5 1 6 16
7 Gölcükspor 12 4 3 5 15
8 Maltepespor 13 3 5 5 14
9 Kırıkkalespor 13 3 5 5 14
10 Düzcespor 12 3 4 5 13
11 Ankara Demirspor 13 2 5 6 11

4. GRUP

Sıra Takım O G B M P
1 Pazarspor 12 6 5 1 23
2 Yozgatspor 13 7 2 4 23
3 Ünyespor 12 5 5 2 20
4 Araklıspor 13 5 5 3 20
5 Gümüşhane 13 5 4 4 19
6 Bafra Bld.Spor 13 5 3 5 18
7 Arsinspor 13 4 5 4 17
8 Trabzon Yalıspor 13 3 8 2 17
9 Sürmenespor 13 2 6 5 12
10 Kastamonu 13 2 5 6 11
11 Bulancak 12 0 4 8 4

5. GRUP

Sıra Takım O G B M P
1 Siirtspor 11 8 1 2 25
2 Malatya Bld.Spor 11 6 2 3 20
3 Kırıkhanspor 10 5 2 3 17
4 Hatayspor 10 4 4 2 16
5 Batman Bld. 11 4 2 5 14
6 Bingöl Bld.Spor 11 2 7 2 13
7 D.Bakır Kayapınar 10 2 4 4 10
8 Batman Petrol 11 2 2 7 8
9 Şanlıurfa Bld. 11 1 4 6 7
  • Paylaş/Kaydet

Transfer Trafiği

13 Haziran 2009

Haber Merkezi  

Sezonun çifte kupalı şampiyonu Beşiktaş Michael Fink ve Erhan Güven’i transfer ederken Aydın Karabulut da Erhan Güven transferinde Ankaraspor’a verildi.

Lig ikincisi Sivasspor Bilica’yı Fenerbahçeye verdi ve bu transfer çerçevesinde Yasin Çakmak’ı kadrosuna kattı. Kırmızı beyazlılar ayrıca Muhammet Ali ve Sergio ile yollarını ayırdı.

Yönetim ve teknik heyet bunalımı yaşayan Trabzon ilk transferini Manisa’dan Ferhat’ı alarak gerçekleştirdi. Zafer Yelen ise bir diğer gelen isim.

Lig dördüncüsü Fenerbahçe başarısızlıkların üzerine transfere hızlı girdi. Sivas’ta Bilica, Gaziantep’ten Bekir ilk transferler oldu. Beşiktaşlı olduğunu açıklayan Mehmet Topuz ise kanaryanın üçüncü transferi olacak gibi.

Galatasaray’da ilk transfer ünlü teknik adam Rijkaard oldu. Kadrosunu Rijkaard’ın raporlarına göre düzenleyecek olan Galatasaray’da çalışmalar devam ediyor.

  • Paylaş/Kaydet

Avrupa Ligleri

13 Haziran 2009

Haber Merkezi  

Avrupa’da bu sezon çoğu ülkede şampiyon sezon bitmeden belli oldu. Kıran kırana yarışın az olduğu Avrupa’da kupaları genellikle favori takımlar müzelerine götürdü.

Avrupa’da şampiyonluğunu erken ilan eden takımların başında Porteki şampiyonu Porto yer alıyordu. İngiltereden Manchester United da akabinde şampiyonluğunu kutlamaya başladı. Hollanda Erdevise’de son yıllarda yaptığı atak ile dikkat çeken AZ Alkmaar şampiyon oldu.

İtalya’da ise yine İnter vardı kürsünün en üstünde. Mavi siyahlılar son yıllarda müthiş bir ivme yakaldı. Tabi bunda Milan’ın yanlış tercihleri ve Juve’nin küme düşürülmesinin de büyük etkisi var.

Bu sezon yarıştığı bütün dalların ve gönüllerin şampiyonu Barcelona oldu. Çaylak Pep Guardiola ilk sezonunda tüm kupaları alarak adeta tarihe geçti. Sezonun en keyif veren oyununu oynayan Katalan ekibi futbol izleyicilerini mest etti tüm sezon.

Şampiyonluk heyecanının son anlara kadar devam ettiği ligler de yok değildi. Bunların başında Almanya geliyor. Grafite ve Dzekolu müthiş hücum hattı ile bol gollü maçlar izleten Wolfsburg sezonu şampiyon ünvanı ile kapattı. Burada büyük teknik adam Magath’ın payı da büyüktü.

Son haftaya dek heyecanın yaşandığı bir diğer lig de Fransa ligi oldu. Sezonun büyük bir bölümünü önde götüren Gerets’li Marseille adeta üzerine benzin döküp kendini ateşledi ve şampiyonluğu Bordeaux’a hediye etti. Burada da takım şampiyonluğa koşarken Gerets aleyhinde konuşan ve başka hocalarla iletişime geçen Marseille yönetiminin hatası büyüktü.

Belçika’da Türk kaleci Sinan Bolat’ın formasını giydiği Standart Liege şampiyon olurken Avusturya Bundesliga’da ipi Salzburg göğüsledi. Çeklerin şampiyonu ise başkent ekibi Slavia Prag oldu.

  • Paylaş/Kaydet

Çifte Kupalı Kartal

03 Haziran 2009

Haber Merkezi  

2002-2003 sezonunda ya da bir başka deyişle kulübün 100. yılında gelen şampiyonluk sonrası oynanan beş sezonda da Beşiktaş şampiyonluk yüzü görememişti. 100. yıldaki şampiyonluğu yedi sezon bekledikten sonra 2008-2009 sezonu öncesi şampiyonluk hasreti beş yıla çıkmıştı. Sürekli zirveyi hedefleyen büyük camialar için bu süre oldukça uzundu.

Bu süre içinde şampiyonluk uğruna yapılan harcamaların da haddi hesabı yoktu. Yapılan nice önemli transfer hep hüsranla sonuçlanmış hatta birçoğu maddi olarak kulübü ciddi anlamda zarara sokmuştu.

Rakiplerinin yaptığı transferler ve alınan sonuçlar, Beşiktaş taraftarının sabrını iyiden iyiye taşırmaktaydı. Bu durum zaman zaman oyuncular ve futbolcular üzerinde olumsuz baskı oluşturmuş ve bazı oyuncuların ‘Deplasmanlarda daha rahat oynuyoruz’ demelerine dahi yol açmıştı.

Acı ve tatlı olaylarıyla 2007-2008 sezonu üçüncü olarak tamamlanmış ve Ertuğrul Sağlam, tüm baskılara rağmen ‘istikrar’ için takımda tutulmuştu. Ertuğrul hoca da ilk büyük takım deneyiminde koca bir sezonda yaşadığı tecrübeyle sezona daha hazır girecekti.

SERIE A EKOLÜ

Beşiktaş’ın son yıllardaki en büyük dertlerinin başında defansın göbeği ve sol bek gelmekteydi. Aslında bu pozisyonlarda oynayan oyuncular milli takım seviyesindeydiler ancak bir türlü beklenen performanslar alınamıyordu.

Ertuğrul Sağlam, az ama öz bir transfer politikası tercih etti ve tercihini de genelde savunma ağırlıklı isimlerden kullandı. Öncelikle savunmanın göbeğine, Serie A tecrübesi olan Çek oyuncular Tomas Sivok ve Tomas Zapotocny transfer edildi. Bu iki oyuncuya ödenen paralar otoritelerce çok eleştirilse de karşılığının alınacağına dair inanç çok fazlaydı. Özellikle çok yönlü bir oyuncu olan Sivok’tan beklentiler büyüktü.

Sol bek için, Hırvat milli takımında, Lazio ve Parma gibi önemli Serie A ekiplerinde oynamış ancak Slaven Bilic ile yaşadığı sorunlar nedeniyle Euro 2008′de görev almayan ve son olarak Panathinaikos tarafından serbest bırakılan Anthony Seric’e imza attırıldı. Bonservis ücreti ödenmeyen Seric için en büyük referans hiç kuşkusuz Lazio’daki geçmişiydi ancak Panathinaikos taraftarının, Avustralya doğumlu oyuncunun ayrılışından ötürü yaşadığı sevinç de kafaları karıştırmıyor değildi. Bu arada Gordon Schildenfeld’in gönderilememesi nedeniyle yabancı kontenjanının bir süre boşaltılamaması Seric’i, sadece idman ve hazırlık maçlarında oynayan ancak resmi maçlarda formadan uzak tutan bir oyuncu durumuna sokmuştu.

Böylece defans hattına, Serie A tecrübesi yaşamış üç isim alınmıştı. Yerli transferi olarak ise küme düşen Manisaspor’un başarılı isimlerinden Uğur İnceman ve Gaziantepspor’da gösterdiği performansla dikkat çeken Türk asıllı Avusturyalı Ekrem Dağ tercih edildi. Önceki yılların aksine daha sakin bir transfer dönemi geçiren Beşiktaş böylece yeni sezon öncesi transferi kapatmış oldu.

‘TERLİK’ KAVGASI

Tatilden dönen Beşiktaş’ın Avusturya’daki hazırlık kampı şok bir olayla sarsıldı. Takımın iki tecrübeli ismi İbrahim Toraman ve İbrahim Üzülmez’in yumruk yumruğa kavga etmeleri bütün keyifleri kaçırdı. Üstelik takımın iki kaptanının böyle bir olaya karışması ve kavganın başlangıcının, İbrahim Toraman’ın takım halinde yemek yenilen otelin salonuna terlikle gelmesi ve bu konuda İbrahim Üzülmez tarafından uyarılması gibi basit bir nedenin olması daha da şaşırtıcı idi.

Bu olay sonrası iki oyuncu süresiz kadro dışı bırakılıp İstanbul’a gönderildiler. Daha sonra her iki oyuncu da satış listesine konulsa da kendileri için belirlenen bonservis bedelini kimse ödemeye yanaşmadı.

Bu ikili daha sonra affedilseler dahi bir daha kaptanlık pazıbentini takamadılar.

ERKEN UEFA MESAİSİ

İbrahim Toraman ile İbrahim Üzülmez’in kavgası dışında kamp gayet iyi geçiyordu. Schalke 04 gibi bir takımı hazırlık maçında dahi olsa yenmek yeni sezon öncesi morallerin ve umutların artmasını sağlıyordu. Takım artık, UEFA Kupası 2. Ön Eleme turunda oynanacak Siroki Brijeg maçlarına hazırdı.

Bosna Hersek temsilcisi önünde ilk maçı deplasmanda kazanarak turu büyük ölçüde geçen Beşiktaş evindeki rövanş maçında da 4-0 gibi farklı bir skorla UEFA Kupası’nda ilk tura kaldı.

GÜZEL BAŞLANGIÇ

Erken form tutan Beşiktaş lige de iyi bir giriş yaptı. Antalyaspor deplasmanında son dakikada gelen galibiyet ve sezonun ilk iç saha lig maçında Konyaspor karşısında alınan galibiyetle ligde ikide iki yapılmıştı. Son yıllarda lig başlangıçlarını pek iyi yapamayan siyah beyazlılar için bu başlangıç oldukça umut vericiydi.

M. KHARKİV FACİASI VE ADAM GİBİ ADAM ERTUĞRUL SAĞLAM!

Takım hem lig hem de kupada iyi gidiyordu. Siroki’den sonra UEFA Kupası’nda bir sonraki rakip Metalist Kharkiv idi. Ukrayna futbolunu Dinamo Kiev ve Shakhtar Donetsk’ten ibaret görenler bu kurayı çantada keklik gördüler ancak ilk maçta İnönü Stadı’nda ‘zar zor’ alınan 1-0′lık galibiyet rövanş öncesi endişe yaratmıştı. Ligde yenilgisiz giden takımı Ukrayna’da zor bir rövanş beklemekteydi.

Zorlu bir Metalist Kharkiv bekleyen Beşiktaş, zordan da öte fırtına gibi bir takımı karşısında gördü ve bu isimsiz Ukrayna ekibine 4-1 yenilerek Avrupa macerasını çok erken noktalamış oldu.

Bu elenme kimilerine göre, bir sezon önceki Liverpool faciasıyla eşdeğerdi, ancak 8-0′lık maçtan sonra olduğu gibi bu maçtan sonra da Ertuğrul Sağlam’ın koltuğu iyiden iyiye sallanır oldu.

Bir de bu yenilgiye, İnönü’de alınan İBB. beraberliği de eklenince Ertuğrul Sağlam’ın ayrılışı neredeyse kesinleşti. Genç hoca da önce unutulmaz bir veda toplantısıyla medyanın karşısına çıktı ardından da 2-1′lik Hacettepe galibiyetiyle görevi bıraktı. Bu toplantı sonrası taraftarın Ertuğrul Sağlam’a olan sevgisi daha da arttı ve eski futbolcu ve teknik direktörünü ‘Adam gibi adam Ertuğrul Sağlam’ tezahüratlarıyla yolladı.

VE MUSTAFA DENİZLİ DÖNEMİ

Yönetim vakit geçirmeden teknik direktör arayışlarına girdi. Kimilerine göre gönüllerdeki ilk isim, takımı 100. yılda şampiyon yapan Mircea Lucescu idi ancak Shakhtar Donetsk ile Devler Ligi’nde boy gösterecek olması onu sezon ortasında takımın başına getirmeyi oldukça zorlaştırıyordu.

Sezon ortasında takıma gelip başarılı olacak ismin bu ligi tanıyor olmasını gerektirdiğinden diğer adaylara bakıldı. Geçmişte Beşiktaşlı olduğunu açık ve net dile getirmesine rağmen G.Saray ve F.Bahçe’de görev alacak ve bu takımları şampiyon yapabilecek kadar kendisini kabul ettirmiş ‘Mustafa Denizli’ isminde karar kılındı.

Bir TV kanalında yorumculuk yapan ve bu işi sayesinde dahi ligi ve takımları iyi tanıyan Denizli, bir gece Yıldırım Demirören’in evinde başkan ve kurmaylarıyla bir araya gelerek kendisine sunulan teklifi kabul etti.

ADAPTASYON DÖNEMİ

Eski bir G.Saray ve F.Bahçe teknik direktörü olmasından ötürü ilk başlarda bazı insanlar tarafından yadırgansa da Türk futbolunda kendisini kabul ettirmiş bir isim olan Mustafa Denizli, hücuma dönük oyun anlayışıyla da Beşiktaş taraftarlarını heyecanlandırıyordu.

Denizli ile ilk maçta G.Birliği deplasmanında 3-1′lik galibiyet yüzleri güldürse de önce Sivas beraberliği ardından da Kayserispor deplasmanında alınan sezonun ilk yenilgisi moralleri bozmuş ve ilk yarının sonuna doğru oynanacak derbiler öncesi endişelerin oluşmasına neden olmuştu.

DERBİLER VE NOSTRADAMUS DENİZLİ!

Beşiktaş için devre arası yaklaştıkça sancı iyiden iyiye artıyordu. İç sahada Kocaelispor ve Eskişehirspor maçları kazanılsa da deplasman performansları, deplasmanlarda oynanacak iki derbi öncesi sıkıntı yaratıyordu.

Önce Fenerbahçe derbisi oynandı. Beklenenden iyi bir performans ortaya koyan Beşiktaş sahadan yenik ayrıldı. Cisse’nin erken atılışının bu mağlubiyette önemli bir faktör olduğu dile getiriliyordu zira 10 kişilik Beşiktaş çok da kötü oynamamıştı.

Ardından İnönü’de alınan Ankaraspor yenilgisi, ‘Şampiyonluk gitti bari Avrupa Kupaları’na gidelim’ denmesine yol açsa da yönetim ve teknik direktör Mustafa Denizli, herkesin birbirini yenebildiği bu ligin altından daha çok sular akacağını biliyor ve tüm hesapları devre arası için yapıyordu.

Devre arası öncesi son maç Ali Sami Yen’de G.Saray ile oynandı ve alınan 4-2′lik yenilginin ardından moraller iyiden iyiye dibe vurmuştu. İşte bu maçın ardından Mustafa Denizli ‘26. haftayı bekleyin’ diyerek gündeme oturmuştu. Herkes artık o hafta olacakları bekliyordu. Ancak liderin 6 puan gerisinde 6. sırada yer alan Beşiktaş’ın nasıl bir gelişme gösterip lider olacağını da kimse düşünemiyordu.

SEZON ORTASI YENİDEN YAPILANMASI

Devre arası, Beşiktaş’ta adeta sezon öncesi gibi geçti. ‘Şampiyonluğa inananlarla yola devam etmek istiyorum’ diyen Mustafa Denizli’nin talimatı sonrası öncelikle Ali Tandoğan ve Seric ile yollar ayrıldı. Batuhan Karadeniz ise pişmesi için Eskişehirspor’a kiralandı.

Takıma yapılan takviyelerin en dikkat çekeni hiç kuşkusuz Yusuf Şimşek oldu. 34′lük kurt orta saha oyuncusu, Mustafa Denizli ile F.Bahçe’de görev almış ve önemli işler yapmıştı. Yaşı, en büyük soru işareti olsa da Delgado’nun bitmek bilmeyen sakatlıkları göz önüne alındığında Yusuf’un varlığı bir avantaj olacaktı. Bu transfer için Bursaspor’a takasta gönderilmek istenen Aydın Karabulut’un gidişi taraftarı çileden çıkarsa da, gitmek istemeyen Aydın daha sonra takıma geri döndü.

Yusuf kadar dikkat çeken bir diğer transfer de Fabian Ernst oldu. Orta sahanın ortasında Edouard Cisse’den memnun olmayan Denizli, bu bölgeye Alman yıldızı istedi ve Schalke 04 ile el sıkışılarak bu transfer de gerçekleşti.

Takımın diğer transferi ise biraz da geleceğe dönük olarak Hammarby’den alınan Erkan Zengin oldu.

TELLO, CİSSE, ZAPOTOCNY, EKREM

Mustafa Denizli’nin ilk 11′de tercih ettiği ve etmediği isimlere bakıldığında, sezon başında taraftarın beğenisini kazanan Tomas Zapotocny’nin yedek kulübesine gelişi dikkatlerden kaçmayan ilk değişiklik oldu. Biraz da 6+2 kontenjanı ve Gökhan Zan, İbrahim Toraman, Tomas Sivok üçlüsünün formu Zapo’yu kulübeye mahkum etti.

Cisse, devre arasında, sezon sonunda yolların ayrılmasına kesin gözüyle bakılan hatta fırsat bulunulduğu an devre arasında bile gönderilecek bir oyuncu konumundaydı ancak hiçbir zaman profesyonelliğinden taviz vermeyen ve yedekliği dert etmeyen Fransız oyuncu, sadece çalıştı ve bunun karşılığını formayı kaparak aldı. O artık +2 kontenjanının bir müdavimi değildi.

Ekrem, kendisi hakkında ilk başlarda Mustafa Denizli’nin ‘Takımda düşünmediğim oyunculardan biriydi’ denilen bir oyuncu olsa da çalıştı, yedekliği dert etmedi ve formayı hak ederek sırtına geçirmesini bildi. Çalışkanlığıyla da taraftarların sevgilisi oldu.

Tello’nun durumu ise biraz daha farklıydı. Ertuğrul Sağlam tarafından zaman zaman sol bekte kullanılıp bu yüzden genç hocayla pek yıldızı barışmayan Şilili yıldız Mustafa Denizli ile bazen sağ açıkta bazen de forvet arkasında serbest bir rol üstleniyordu. Zaten Mustafa Denizli’nin formasyonu konusunda kimse net bir fikre sahip olamıyordu. Önce üçlü savunmayı deneyen ancak bundan olumlu sonuç alamayan Denizli, savunmayı dörtleyip savunmanın önünde bazen ikili bazen de tek ön libero ile oynuyordu.

Bu arada Bobo’nun da Nobre’nin yedeği olarak kulübede oturması dikkatlerden kaçmayan ve eleştirilere neden olan bir diğer faktördü.

KUPADA DA TAM YOL

Ligdeki konumu fazla umut verici gözükmese de Beşiktaş kupada tam yol devam ediyordu. Gruplarda, Trabzon gibi bir takımın varlığına rağmen beklenenden rahat ilerliyorlardı ve ligin kötü bir pozisyonda bitirilmesi halinde kupa kontenjanıyla Avrupa Ligi’ne gidilmesi mümkün olacaktı.

SERİYE BAĞLADILAR

Gol sıkıntısı yaşasa da savunması daha da iyi bir görüntü çizen Beşiktaş ikinci yarıya galibiyetlerle başladı. Defanstaki bu düzelmenin ana nedeni de hiç kuşkusuz takıma çok çabuk adapte olan Ernst ve zamanla formayı kapıp Alman oyuncuyla çok iyi bir uyum yakalayan Cisse’nin performansları oldu.

Beşiktaş artık sessiz ve derinden, alınan puanlarla zirveye yaklaşıyordu. Tabii bu noktada rakiplerinin aldıkları sürpriz yenilgileri de belirtmeden geçmemek lazım.

İŞTE 26. HAFTA!

Takımın gidişatı, şampiyonluk umutlarını yeniden yeşertirken, Denizli’nin, G.Saray yenilgisi sonrası söylediği ‘26. hafta’ söyleminin doğruluğunu görme vakti geldi!

26. hafta evinde Kayserispor’u konuk eden Beşiktaş rakibini 1-0 yendi. O haftadan sonra herkes Denizli’nin demecinin şifrelerini çözmeye çalışırken, G.Saray maçı sonrası zirvenin altı puan gerisinde altıncı sırada olan Beşiktaş bir anda Sivasspor’un bir puan ardına yerleşmiş ve diğer üç rakibine beşer puan fark atmıştı.

Futbol dünyası bir kez daha Mustafa Denizli’nin önünde saygıyla eğiliyor ancak F.Bahçe ile G.Saray’ın bu kadar kötü olduğu bir sezonda Beşiktaş’ı yöneterek de şansının çok fazla olduğunu dile getiriyordu.

YENİLGİYİ UNUTTULAR

Beşiktaş, 21 Aralık 2008′deki G.Saray yenilgisinden sonra yenilgi nedir bilmiyordu. O maçın ardından ligde, kupada hatta hazırlık maçında Werder Bremen karşısında yenilgi yüzü görmeyen Beşiktaş artık kritik haftalara gelmişti.

Sezon başından bu yana üst sıralardaki takımları yenemeyen Beşiktaş, F.Bahçe ve G.Saray karşısında ne yapacaktı?

FIRSATLAR TEPİLİYOR

Sivasspor ile zirve mücadelesi veren, matematiksel olarak şansı sürse de performans olarak istikrarsız olan Trabzonspor tarafından da izlenen Beşiktaş için liderlik koltuğu iki kez ayaklarına kadar gelmişti. İlkinde Bursaspor’u İnönü’de yenmek liderlik koltuğuna oturmak anlamını taşıyordu ancak alınan beraberlikle bu fırsat tepildi.

İkinci fırsat F.Bahçe derbisiydi. Hem bir derbi galibiyeti hem de liderlik koltuğuna oturma anlamı taşıyan F.Bahçe galibiyeti gelmedi hatta alınan yenilgiyle yenilgisizlik serisi de sona erdi.

ANKARA MARŞI İLE ZİRVEYE!

Fenerbahçe yenilgisine rağmen Sivasspor’un da yaşadığı puan kayıpları şampiyonluk iddiasının sürmesine neden oluyordu ancak fikstürlere bakıldığında Sivasspor’un fikstür avantajı daha fazlaydı. Yine de bu avantajın mı yoksa tecrübenin mi galip geleceği bilinmiyordu.

Beşiktaş’ın, 33. haftada oynanacak ve belki de ligin finali olacak G.Saray maçı öncesi Ankara deplasmanında iki hafta geçirecekti. Önce Ankaraspor ardından da kümede kalma hesapları yapan Ankaragücü ile oynanacaktı.

31. haftada oynanan Ankaraspor deplasmanında alınan 4-1′lik galibiyet ve aynı anda oynanan Sivasspor -İ.B.B. maçında Sivas’ın aldığı yenilgi, Beşiktaş’ı haftalar sonra liderlik koltuğuna oturttu. Bu defa fırsat tepilmemişti.

Bundan sonra kalan üç haftada bu unvanı korumak gerekiyordu. Yani Sivas ve Trabzonspor’un alacakları sonuçların bir önemi kalmamış, kalan maçların kazanılmasıyla şampiyonluk gelecekti.

Ankara deplasmanındaki sezonun son maçında da Ankaragücü zor da olsa mağlup edilmişti.

İLK KUPA GELDİ

Ankaragücü maçı öncesi Beşiktaş’ı bir başka zorlu sınav bekliyordu. Fortis Türkiye Kupası finali! Kupanın en başarılı iki ekibi İzmir’de kozlarını paylaşıyordu. F.Bahçe karşısında yakalanan kötü seri, büyük takımlara karşı bu sezon elde edilen kötü karne, F.Bahçe’de yaşanan 27 yıllık kupa hasreti ve F.Bahçe’nin tek hedefinin kupa, Beşiktaş’ın ise devam eden şampiyonluk iddiasının olması ibreyi biraz F.Bahçe’ye döndürüyordu ancak Beşiktaş rakibini adeta güle oynaya devirerek sezonun ilk kupasını müzesine götürmüştü.

FİNAL GİBİ MAÇ!

İnönü’de sezonun son maçı, Sivasspor ve Trabzonspor’un alacağı sonuçlara göre şampiyonluk maçı olabilirdi. Aynı zamanda üyük ihtimalle stadın yıkılmadan önce oynayacağı maç anlamını da taşıyordu.

Ritmini bulan Beşiktaş’ın böyle anlamlı ve kritik bir maçtan da galibiyetle ayrılmaktan başka hedefi olamazdı. Bu hedef de gerçekleşti ve rakiplerinin de kazanmasıyla son haftaya lider girerek şampiyonluk turunu Denizli’ye bıraktı.

VE MUTLU SON

Son haftaya Beşiktaş çok avantajlı girmişti. Rakibi Denizlispor ligde kalmayı garantilemiş, dolayısıyla bu maç onlar için prestij mücadelesinden öte bir anlam taşımıyordu. Öte yandan bir numaralı rakibi Sivasspor, Avrupa Ligi için puana ihtiyacı olan G.Saray’a konuk olmuştu. Şampiyonluk şansı matematiksel olarak devam eden ancak bu matematiksel olayın gerçekleşmesi mucizelere bağlı olan Trabzonspor ise Sivasspor’un Ali Sami Yen’de galip gelemeyeceğini düşünerek evinde Fenerbahçe’yi yenip ikinci olarak Devler Ligi’ne ön eleme turundan katılma planları yapmaktaydı…

Zirveti ilgilendiren üç maç, altı takım ve bu takımlar içinde amaçsız tek takım olan Denizlispor’u karşısına alan Beşiktaş, diğer maçlara bakmadan işini sağlama alıp galibiyetle sezonu tamamlayıp şampiyonluğunu ilan etti.

Geçtiğimiz sezon 73 puanla ligi averajla üçüncü bitiren Beşiktaş bu sezon ise 71 puanla en yakın rakibine 5 puan fark atarak şampiyon olup sezonu çifte kupayla kapattı.

BAŞARININ SIRRI

Sezona, sudan bir sebebe dayanan bir kavgayla başlayan, kısa vadede riskli bir karar olan sezon ortasında teknik direktör değişikliği ve transferlere imza atan Beşiktaş’ta öncelikle ciddi bir kenetlenmenin varlığı dikkat çekti.

‘Yıldız’ sıfatıyla transfer edilen bazı isimlerin ve kendilerini daha önce kabul ettirmiş bazı oyuncuların yedekliği dert etmemeleri ya da en azından bunu belli etmemeleri, atılan gollerdeki sevinci, oynayan ve oynamayan oyuncuların ne derece takım olma olgusunu benimsediğini gösteriyordu. Oysa nasıl da alışmıştık yabancı oyuncuların, yerli takım arkadaşlarının sevincini izlemesine…

Sezon boyunca hiç değişmeyen bu birliktelik mutlu sonu da beraberinde getirdi. Artık hedef, ligde bu unvanı korumak ve doğrudan katılma hakkının elde edildiği ve milyonlarca euro ile kasayı dolduracak Şampiyonlar Ligi’nde önemli işler yapmak olacak.

O BİR FUTBOL USTASI

Bu şampiyonluğun mimarı hiç kuşkusuz Mustafa Denizli! Demeçleriyle takımını motive eden, zafer yolunda umudunu hiç yitirmeyen, eleştirilere gayet medeni yaklaşan, hatta çoğu antrenör sudan bahaneler üretip basınla arasına mesafe koyarken kendisi idman öncesi gazeteci ve muhabirlerle bir araya getirmeyi gelenek haline getiren Denizli, üç büyükleri şampiyon yapan ilk teknik direktör oldu.

Tecrübeli teknik adam ayrıca ilk kez kariyerinde iki kupayı aynı sezonda görürken 2001 yılından bu yana yabancı antrenörlerle kazanılan lig şampiyonluğu (2008 yılında Karl Heinz Feldkamp / Cevat Güler birlikteliğini saymazsak) serisini de sona erdirdi. Zaten ligde şampiyonluk yaşayan son yerli teknik adam da kendisiydi.

Yeni sezonda da takımın başında kalması beklenen Mustafa Denizli, tecrübesi, bilgisi ve vizyonuyla daha çok işler yapabilir.

Hazırlayan: Sedat BALCI (sporx)

  • Paylaş/Kaydet

Sonraki Sayfa »