DİĞER BRANŞLAR | Taraftar Dergi



K1 Kickbox Avrupa Elemesi İstanbul’da

16 Nisan 2010

Haber Merkezi  

Avrupa ve Asya’yı birleştiren İstanbul’da, Intercity RingMasters Olympia doğu ve batıyı, bu dostluk ve kardeşlik şampiyonasında birleştiriyor. Hollanda, Belçika, Rusya, Litvanya, Fas, İran, Azerbaycan ve Türkiye’den sporcuların katılacağı şampiyona 24 Nisan’da Akatlar BJK Cola Turka Arena’da gerçekleşecek.

K1 Avrupa elemeleri için rotasını iki kıtanın kesiştiği İstanbul’a çevirdi…

Bu organizasyon ile İstanbul, yılın en çok konuşulacak kickbox organizasyonlarından birine ev sahipliği yapacak!

Intercity RingMasters Olympia; dünyanın farklı ülkelerini ve kültürlerini biraraya getiriyor ve bunları yaparken dostluk ve saygı mesajları iletiyor. Savunma sanatlarını eğlence öğesi ile de harmanlayarak uluslar arası kalitede şovlar eşliğinde izleyicisine sunan, bu yolla gerek yurt içinde gerekse yurtdışında dikkatleri çeken ilk Türk organizasyonlarından biri haline gelen kickboks turnuvasıdır.

K1; adını kickboks, karate ve kung-fu’nun baş harflerinden alan, Japonya merkezli olmakla beraber her yıl farklı ülkelerden ve dövüş disiplinlerinden profesyonel katılımcıları bünyesinde karşılaştıran, ring sporları kapsamında dünyanın en prestijli turnuvasıdır.

Bu iki büyük organizasyonun işbirliği sonucu, K1 2010 Avrupa Elemeleri; 24 Nisan’da İstanbul, Akatlar-BJK-Cola Turka Arena’da yapılacak! Türkiye’nin ilk resmi Dünya Kickboks Şampiyonlarından Birol Topuz “Bu şampiyonaları izleyen herkes başarıya giden yolda kestirmeler olmadığını bilir. Çünkü kazanmak için güçlü bir irade, özverili bir çalışma ve adil olmayı bilmek gerekiyor. Biz de İntercity RingMasters Olympia ekibi olarak Avrupa elemelerinde bu değerleri yüceltmek için çalışıyoruz.”dedi

Birol Topuz ile Topuz’un profesyonel kariyerinde menajerliğini yapan Murat Dodurga’nın kurmuş olduğu Topuz Prodüksiyon’un organizasyonu üstleneceği geceye katılacak sporcuların isimleri şöyle;

Rusya’dan Vitaly Shemetov ve Sergey Shemetov, Hollanda’dan Brian Douwes, Congo’dan Marc Vlieger, Letonya’dan Konstantins Gluhovs, Fas’tan Nabil Bensalem, İran’dan Cafer Ahmedi, Azerbaycan’dan Zamik Atakishiyev ve Shahriyar Abbasov, Türkiye’den Mehmet Özer, Volkan Düzgün, Mutlu Karabulut, Fikri Arıcan, Erkan Varol, Burak Uğur, Hünkâr Kılıç, Atakan Arslan ve Tayfun Aktoz

Galip gelen dövüşçünün yıl sonunda Japonya’da yapılacak finale katılmaya hak kazanacağı, sürpriz konukların da konser ve şovlarıyla renk katacağı gecenin sunuculuğunu ise Toprak Sergen üstlenecek.

Dünyanın hayranlıkla takip ettiği K1’ın Avrupa elemeleri için rotasını iki kıtanın kesiştiği İstanbul’a çevirmesi Türkiye’yi yılın en dikkat çeken uluslar arası spor organizasyonlarından birinin ev sahibi yaptı.

Spor tutkunlarının heyecanla beklediği gecenin biletleri Biletix’te satışa sunuldu.

  • Paylaş/Kaydet

ABD’de Türk Buluşması

ABD’de önceki gün Milwaukee Bucks’ta oynayan Ersan İlyasova’yı ziyaret eden Akkaş ile Erdenay, daha sonra Toronto’ya geçti. Erdenay ve Akkaş otele yerleştikten sonra Hidayet Türkoğlu ve Mehmet Okur’la akşam yemeğinde bir araya geldiler.

Yemekte A Milli Takım Baş Antrenörü Bogdan Tanjevic’in sağlık durumunu soran Ay Yıldızlı oyuncularımız, tecrübeli basketbol adamını telefonla aradıklarını ve rahatsızlığının kendilerini üzdüğünü belirttiler.

İki Milli oyuncumuz ayrıca, yaz döneminde A Milli Takım’ın hazırlık kampıyla ilgili olarak da bilgi aldılar.

Toronto Raptors ile Utah Jazz arasında oynanacak karşılaşma öncesi Milli Takım yetkililerinin kendilerini ziyaret etmesinden büyük memnuniyet duyduklarını belirten Hidayet Türkoğlu ve Mehmet Okur, maç öncesi birbirlerine başarı dileklerinde bulundular.

İki Milli oyuncumuzun karşı karşıya geldiği Toronto Raptors – Utah Jazz mücadelesini, Milli Takımlar İdari Menajeri Barbaros Akkaş ile A Milli Takım Menajeri Harun Erdenay da izledi.

Öte yandan NBA’de Hidayet ve Mehmet’i karşı karşıya getiren maçta gülen taraf Mehmet’in takımı Utah Jazz oldu.

Air Canada Centre’da oynanan mücadeleyi Utah Jazz 113-87 kazandı.

Milli basketbolcumuz Mehmet Okur 34:07 dakika süre aldığı müsabakada 16 sayı 8 ribaund ile başarılı bir gece geçirdi.

Utah Jazz’da Carlos Boozer 18 sayı 11 ribaund, Deron Williams 18 sayı 16 asist 8 ribaund ile galibiyete damgasını vurdu.

Bir diğer milli yıldızımız Hidayet Türkoğlu 18:33 dakika süre aldığı karşılaşmada 4 sayı 2 ribaund 2 asist ile oynadı.

Toronto Raptors’ta Chris Bosh 20 sayı 8 ribaund ile maçın en skoreri olurken, Andrea Bargnani 12 sayı Antonie Wright 15 sayı üretti.

  • Paylaş/Kaydet

Efes Pistons – Fenerbahçe Pacers

Ligimizde 22. hafta iki ezeli rakibin müthiş mücadelesi ile son buldu. Fenerbahçe Ülker, Efes Pilsen’i bir uzatma sonunda 84-80 yendi ve olası play-off eşleşmesinde 1-0 geriye düşmekten kendini korudu. Lig mücadelesi olduğu kesindi ama ligimizde demek çok doğru değil çünkü dün akşam sahadaki mücadele ligimizin kalitesinin çok üzerine çıktı, hatta Euro Lig kalitesinden de yukarıda olduğu zamanlara tanıklık ettik. Belki bizim ligimizde maçlar 48 dakika oynanmıyor ya da iki pasta baskete gidilmiyor ama NBA’de oynanan eski Detroit- Indiana maçlarını hatırlatmıyor değildi dünkü maç. Kıran kırana, vuran vurana bir mücadele, sertliğin dozajının hakemlerin dahi kontrol edemeyeceği düzeye geldiği anlar, kan dökülen ama faul dahi olmayan pozisyonlar ile bezeliydi. İki takımın birbirine olan nefreti yüzlerinden okunurken, maçı kazanabilmek için disiplinden 1 dakika bile ödün verilmemesi de takdire şayandı.

Maçın daha 5. saniyesinde , Marcus Green’in Ender Arslan’ın koluna indirdiği baltaya hakemler faulü çalmayınca, Ergin Ataman da hakemlerin üstüne yürüyüp şansını denedi ve maçın baş hakemi Mehmet Keseratar, o anda teknik faulü verip bu denemeyi kestirip atamayınca hakemler için o günün ne kadar zorlu geçeceği belli olmuştu. Bundan cesaretlenen iki kenar yönetim ve oyuncular hakemleri baskı altına almak için ellerinden geleni yaptılar ve gerçekten hakemler de çaldıkları ve çalmadıkları ile maça damgasını vurdu. Bir ara maçı izlerken maçta hakemin olup olmadığını bile merak ettim. Bir hücumda Efes’e yapılan iki faul verilmezken Kerem Tunçeri’nin aynı hücumda yaptığı hatalı yürüme de es geçildi. Aynı oyuncunun uzatma sonunda hatalı yürüme yapmadığı pozisyonda hatalı yürüme çalınması da maça konulan son nokta oldu.

Hakemlerin kasti bir şekilde hata yaptıklarına inanmayan biri olarak dün akşam bunun en büyük kanıtını izlediğimizi söyleyebilirim. İki takıma da yapılan hatalar hakemlerin art niyetli olmadıklarının, sadece bu maçın ağırlığının altında ezildiğinin göstergesiydi. Bunu daha da yukarılara çekersek, bu maç için verilen hakem üçlüsü yeterli değildi. Bu maçta otorite figürü Recep Ankaralı’nın sahada olması gerekliydi.

Bu kadar hakemden bahsedip nasıl maçın NBA kalitesinde olduğunu iddia edebiliyorsun diye sormanız doğal; hakemler maçın genelinde bir çok hata yaparken maçın legal ve illegal sertlik düzeyini de çok arttırdılar aslında, bu sebepten de içerideki bir Mirsad-Kaya Mücadelesi bir anda gözümüze Rasheed Wallece-Varejao mücadelesi gibi geldi. Oyuna sokak pisliklerini en iyi bilen Rasim Başak’ı almak Tanyeviç’in en doğru kararıydı belki de, ama Rasim Kendini belli yerden sonra tutamayınca ona da diskalifiye yolları görünmek zorunda kaldı.

Fenerbahçe ilk periyotta farkı yakalayıp işi bitirecekken Efes sakin durup farkı indirdi. Üçüncü periyotta bir daha saldırdı Fenerbahçe, yine farkı 15 sayıya kadar çıkardı ama bu sefer de Tanyeviç engel oldu Fener’e maçı kazanmasında, Emir Preldziç’i oyun kurucu olarak kullandı ve son periyot sadece 7 sayı atabildi Fener. Buna karşılık 17 sayılık Efes hücumuna yine Preldziç’in son saniye faulü eklenince maç uzatmaya gitti.

Uzatmaya 5-0 ile başlayan Efes Pilsen, tam maçı kazandım demeye başlarken Tanyeviç’in kenarda unuttuğu Semih’in aklına gelmesi oyunun seyrini bir anda Fenerbahçe’ye döndürdü. İki iyi savunma üstüne içerden Semih’le gelen sayılara Ömer de katılınca son hücuma 81-80 önde giren Fener, son hücumda Kerem Tunçeri içeriyi zorlarken yap(ma)tığı hatalı yürüme ile maç bileğinin hakkı ile Fenerbahçe’nin oldu.

Son pozisyon hatası Efes’in aleyhine olmuş olsa da, hakemlerin iki tarafı da idare edemediği düşünülünce bu olay Fenerbahçe’nin galibiyetine leke süremez, sürmemeli de. Eğer bu mücadele kalitesi bu seviyede devam eder ancak saha içindeki düşmanlık yerini biraz daha dostane bir havaya bırakabilirse ve bu maçları kaldırabilecek bir hakem üçlüsü sahada olursa, play-offlarda bizi çok ama çok güzel maçların beklediği aşikar. Seyircinin ilgisinin en az dün akşam olduğu kadar yoğun olması da en büyük dileğimiz..

  • Paylaş/Kaydet

2010′a Kaç Yıl Kaldı?

2010 Dünya Basketbol şampiyonasını 2006 yılında Japonya’daki bayrak şovla devralmıştık. O günden beri 2.5 sene geçti. Her basketbol organizasyonunda reklamımız çıktı. Hocamız binlerce kez 2010 dedi. Bu uğurda milli takımın en formda isimleri kadro dışında tutuldu, şampiyonalar bu yüzden es geçildi. Ancak önümüzdeki tehlikeden bahseden de, tehlikenin farkında olan da bir elin parmaklarını geçmiyor canım ülkemde! İşin ilginç yanı dünyanın geri kalanı bu konuyu bizden fazla konuşmaya ve bizi uyarmaya başladı.

Kendine her fırsatta” biz özgür medyayız, biz kimsenin sözüyle hareket etmeyiz” diyen bir kısım medya! şu anda sanki bunlardan bir habermişçesine davranırken bizleri ve bütün basketbol severleri aptal mı zannediyor, o da ayrı merak konusu. Federasyonla garip ilişkiler içinde olanlara zaten hiç değinmiyorum ama tarafsız olacağına inandığım bazı medya mensupları da beni bu konuda bir hayli üzüyorlar. Devletin el atması gereken bu işte kimlerden çekinerek yazılarını yazamıyorlar, benim için en büyük merak konusu da bu..

2010 bizim en büyük organizasyonumuz, 2010 basketbolda çıkış yılımız, 2010 çocukların bu spora aşık olacağı, onlarca yıldızı göreceği, değerlerimizi dünyaya tanıtacağımız yegane spor organizasyonu. Onlarca yıldır olimpiyat diye tutturup duruyoruz alın size yarı olimpiyat. Ama malesef ne federasyon ne yerel yönetimler salonlar için halen bir şey yapmış değiller. İstanbul ve Ankara’da yapılması gereken salonların daha temelleri dahi atılmadı. İstanbul’da Abdi ipekçinin bir makyaj ile bu turnuvada kullanılacağı söyleniyor finaller dahil olmak üzere.. Abdi İpekçi’ye yıllardır gerek görevli gerek seyirci olarak girer çıkarım, bırakın dünya şampiyonasını orada mini dünya kupası olan Efes Cup’lar zor yapıldı, Euroleague maçları için bile bazen eski kalıyor emektar salonumuz. Şimdi dünya şampiyonası için makyaj hazırlığı seçeneklere dahil edilmişse gerçekten yazık, böyle bir turnuva için bir salon yapamıyorsak ona daha da yazık.. Ankara’da Salonun “S”si dahi yok zaten, Ankara için durum daha da vahim, ne Atatürk Spor salonu ne de ASKİ Spor Salonu bu turnuvayı bırakın makyajla, estetik operasyonla dahi kaldıramaz, onun için buradaki duruma daha acilen el atılması gerekiyor…

Durum kısaca bu, şimdi önümüzde 2 seçenek var: ya bir an önce, turnuvanın başlamasına 1.5 yıl kalmışken hemen salonları yapmaya başlayıp bunları 2010 yazına yetiştireceğiz, ya da FIBA bizim turnuvamızı alacak ve aday bir çok ülkeden birine (hazır durumda olan) vererek bizi dünyaya ve uzaya (böyle bir rezillik uzaydan dahi gözükür) rezil edecek ve bütün basketbol olayımızı sonlandıracaktır. O saatten sonra da zaten spor anlamında artık ülkemizden pek bir şey beklemek doğru olmayacaktır, ne olimpiyat ne Avrupa Şampiyonaları…

Peki biz bunları görürken, David Stern (NBA başkanı) bunları görürken, FIBA bunları görürken, bizim federasyonumuz bizim cumhurbaşkanımız, spordan sorumlu devlet bakanımız bunları görmüyor mu? Türkiyeyi basketbol konusunda 50 yıl diğer spor branşlarında 20 yıl geriye atabilecek mesele, üç büyüklere futbolda çalınmayan düdüklerden daha mı önemsiz? Bundan daha da önemlisi verilmeyen bir penaltı için yaklaşık bir iki hafta konuşmayı kendine iş edinmiş medya, neden çarşaf çarşaf spor manşetlerini bu önemli olayda kullanmıyor? Tüm kaygı reyting mi yoksa birileri “SUS” mu diyor, yoksa bu konuda yazmaya çalışan kalemlerin de üzerine gidilmesi baskılar yapılmasının nedeni başka şeyler mi? Federasyon kendine batacak olan iğnelerden mi korkuyor, altından çıkacak skandallardan mı?

Bunların hepsini bir kenara bıraksak dahi şu gerçeği unutamayız, unutturamayız: Bu turnuva biizim için çok önemlidir, herkes derhal taşın altına elini sokarak gerekli adımları atmalıdır. Aksi taktirde başımız gerçekten belada…

  • Paylaş/Kaydet

Olimpiyat Altyapısı!

Yine olimpiyatlarda denize döküldük, piste gömüldük, sahalarda zaten yoktuk. En başarılı olduğumuz minderde tuş olduk, halterde de ağırlıkların altında resmen ezildik. Pekin’den sonra aklımızda kalan manşetler son 4-5 olimpiyattan çok da farklı değildi. Yine bağırdık çağırdık, federasyon başkanlarını istifaya, devlet bakanını göreve çağırdık. Spor programlarında çok bilmiş, her spordan fevkalade derecede anlayan spor(!) yazarları böyle rezillik olmaz diyerek veryansın etti. Ama yine forumlar yapmadık, çözüm önerileri üzerinde durmadık. Ve ligler başlayınca futbola geri döndük…

Asıl komik olan bazılarının futbol ülkesi olduğumuzu halen kabul etmemesi. Hasta olduğumuzu kabul etmeden nasıl iyileşme yolunda adım atabiliriz ki? Gerçi hastası olduğumuz futbolda dahi, adam gibi istikrarı yakalayabilmiş değiliz. Bu kadar ilgiye çoktan kaf dağına ulaşması gerekirdi gerçi ya neyse.

Olimpiyatlar ertesi herkesin dilinde olan palavra bir sonraki olimpiyatlara çok daha iyi olacağımızdı. Önünüzde dört sene vardır ve siz o dört senede sıkı bir antrenman programı ile elinizdeki çok başarılı(!) cevherleri bu olimpiyatlara yetiştirebileceğiniz hissine kapılırsınız… Kimse de size olimpiyatlara hazırlığın çocukluk yaşlarında başlaması ve bu işe büyük yatırımların gerektiğini söylemediği için, kendinizi kandırmaya devam edersiniz. O gün gelip çattığında da önceden düşündüğünüz bahaneleri ezberden okursunuz.

Ben bildim bileli olimpiyatlarda bundan başka bir senaryo yaşanmadı, bir iki başarının arkasına sığınıldı ve “aynı tas, aynı hamam” devam edildi. Peki, bu kadar atıp tuttun, saydın sen de; elle tutulur ne var diyebilirsiniz? Aslında bu yazıya başlarken ana fikrimiz çözüm önerimizdi ama dediğimiz gibi ilk önce hastalığı teşhis etmek gerekti.

İlk olarak önümüzdeki üç olimpiyatı şu andaki çözüm ile geçmek zorundayız, elimizden gelenin en iyisini yapıp şu anki sporcularımızı buralara sokmaya çalışmak zorundayız. Bugün altyapıya önem vermeye başlarsak, belki 16 yıl sonraki olimpiyatlarda söz sahibi, başarılı ülke denilen ülkeler arasına girme şansını elde edebiliriz. Amerika ve Çin modellerini ele alırsak çok küçük yaşlarda yetenek avcılıklarına başlamamız gerektiği aşikar. Bulduğumuz yetenekli çocuklara verilecek maddi destek ile özel spor akademilerinde okutulmaları ve branşları dahilinde başarılı sporculara dönüştürülmeleri için ders programları oluşturulması çok da zor düzenlemeler olmayacaktır… Düşünelim ki A akademisinde bulunan 200 çocuk çeşitli sınıflarda öğlene kadar örgün eğitimlerine devam ederken bunların hepsi öğleden sonraları atletizm, futbol, yüzme,tenis v.s. branşlarında eğitimlerine devam ediyorlar. Geleceğin dünya şampiyonları böyle yetişmiyor mu zaten… Son olimpiyatların sekiz madalyalı yüzücüsü Phelps günde 1 saat çalışarak gelmedi buralara, ya da son dört senede çalışıp almadı o sekiz altını. Bir diğer taraftan bakarsak da 12000 kalori değerindeki günlük mönüsünü annesi evde hazırlamadı, onun arkasında aşçısından menajerine, doktorundan psikologuna ve en önemlisi devletine kadar kocaman bir ordu bulunuyordu. Bizim Süreyya Ayhan’ın arkasında ise kocası-antrenörü-psikologu kısaca her şeyi büyük antrenör Yücel Kop vardı. Söylenecek çok şey de kalmıyor sanırım…

Asıl varmak istediğimiz nokta ise bütün okullara yayılmış spor eğitimi olmalı. Biraz Amerikan sistemine benzetebileceğimiz bu sisteme her okulda olan okul takımları, başarılı alt yapı hocaları eşliğinde çocukluktan alınacak eğitim ile ilerinin seçilecek sporcularını yetiştirebilirler. Bu sistem herkese spor kültürünü öğretmekle kalmayacak, spor klüplerinin alt yapı masraflarını indirecek ve sadece üst yapıdaki başarılara odaklanmalarını sağlayacak. Bu çözüm biraz ütopik olarak gözükse de spor klüplerinin katkısı ile yapılamayacak bir çözüm değil. En azından uzun vadede yapılabilirse spor konusunda pek bir sorunumuzun kalmayacağı, artık alamadığımız değil, aldığımız madalyaları konuşacağımız günleri yaşayabiliriz.

Şimdilik halen gündemimiz 2008-2009 şampiyonunun kim olacağı ve bu hakemlerle ligin bitip bitmeyeceği. Gencecik yeteneklerin harcanmaması konusuna bir ara geri döneriz…

  • Paylaş/Kaydet