Bugünün İşini Kazaya Bırakma
04 Ağustos 2010
Hasan Türk
Macerasever büyüklerimizin Avrupa macerasından bahsediyorum. Fener ve Beşiktaş mecra olarak evlerinde, Galatasaray ise misafirlikte olacak.
Fenerbahçe’yi ilk maçta başkanının deyimiyle “ilahlar korudu”. Bizce de malum olan bu tespit umarız ki ikinci maç için ders çıkarmalarına vesile olmuştur. Aksi takdirde ilahlar bu kez onlarla olmayabilir. Stoch ve Emre’li dinamik ortasahaya ne savunma hattı ne de hücumcular ayak uydurabiliyor. Haliyle organize olamayan, absürd açıklar veren ve ne oynadığı belli olmayan bir takım görüyoruz sahada. Bu tablo karşısında da “genç çocuklar”a umut ışığı doğuyor.
Sarı kırmızılılara gelince, onların da işi kolay görünmüyor. İstediği transferler yapılmayan Rijkaard huzursuz. Hala geçen sezon başında hayalini kurduğu takıma ve oyuna sahip değil. Bu yıl sazı eline aldı, son çırpınışına devam ediyor. Bu da fayda vermezse, önümüzdeki sezon Rijkaard’ı buralarda göremeyeceğimizi düşünüyorum. Ortasahası sıkıntılı olan Galatasaray’da gidecek ve geleceklerin belli olmaması da sorun yaratıyor. Sırp takımının yöneticileri 500 Euro’luk prim koymuşlar maça. Bu son cümleye bakılırsa, Galatasaray’ın turu atlayamaması facia olur.
Gelelim Beşiktaş’a. Yabancı sayısı hala azaltılmadı ve takım içinde bir huzursuzluk olduğu kesin. Bu işin bir an önce son bulup takım olma yoluna daha çabuk girilmesi gerekiyor, şurda ligin başlamasına bir şey kalmadı. Schuster sabırlı tabi ama taraftar şov bekler. İkinci maç için Beşiktaş’ın da diğer iki büyüğümüz gibi tur atlamaktan başka şansı yok. Lig başlamadan tökezlemek, Avrupa’da olmamak yapılan transferleri, çalışmaları bir anda siler götürür.
Üç takımımız da bir çeşit yeniden yapılanmaya giriştiler ve kısa vadede sıkıntılı oyunlar izleyeceğimiz aşikar. Ama olsun, futbolseverler futbolu sıkıntıları ile sevmeye devam edecektir.
Guti Hernandez de Süper Lig’de
28 Temmuz 2010
Hasan Türk
NTVSpor’un Ercan Taner‘li La Liga tanıtımlarını hatırlarsınız. Hani üstteki (baskın) sesin lig ile ilgili hede hödeleri söylediği, alttaki sesin ise izleyeceğimiz futbolcuları saydığı. Bu sezon benzeri bir tanıtımı Turkcell Süper Lig için de bekliyorum. Zira Schuster, Quaresma, Stoch, Guti, Pino, Hilbert gibi isimler şimdiden ligin kalite hanesine artı olarak yazıldılar. Robinho, Gyan, Baptista, Carew, Fabiano, Altidore ve Falcao olasılıkları ise futbolu sevenleri fazlası ile heyecanlandırdı. Eldeki Rijkard, Elano, Emre, Bobo, Alex, Yattara, Sivok, Lugano, Neill, Ernst, Kewell, Santos, Arda Turan, İbrahim Toraman, Semih, Gabric, Gökhan Gönül, Selçuk İnan gibi değerleri de düşününce, tadına doyamayacağımız bir sezon için kalan 17 günün çarçabuk geçmesini diliyor insan.
Başlığa gelince; Guti Beşiktaş’ta demek istemedim çünkü böylesine bir transfer, bırakın Beşiktaş’ı ligin toplam değerini arttıracaktır. Ligin değerine yöneticilerimiz ve spor kamuoyu da ayak uydurabilirse, gelenler verimli kullanılabilirse bu, ülke futbolunda gözle görülür bir sıçrama yaratacaktır.
Guti geldi, kim gidecek tartışmasına girmek istemiyorum hiç; bırakın şu transferin tadını çıkaralım. Dünyanın en güzel asistlerinden birini yapmış, oynasa da oynamasa da hep formda olmuş, almadık kupa bırakmamış bu adamı izlemenin keyfini düşünelim onun yerine. Maliyetine bakarsak iki yıl için 5.4 M Euro ki Anadolu’dan alınan yıldız aday adaylarına saçılan paralara selam çakar nitelikte bu para. Oyuncusunun adı anılında 10 M Eurodan kapı açan Anadolu kulüplerine de ayrı bir ayar vermiştir herhalde.
Taraftar da mesajı çakmış: “Yeter Yıldırım Demirören!” Elinin ayarı yok derler ya, öyle bir adam Demirören. Her sene bir yol belirliyor, sonuna kadar gidiyor. İlk defa güzel bir yola girdi, devamı gelirse Beşiktaş’ı sportif anlamda iyi günler bekliyor. Lakin, ekonomik boyut da hesaba katılıyordur umarım demeden edemeyeceğim.
Not: Keşke Raul’u TSL’de görseydik de Ercan Taner’in meşhur Raul hitabını bizim ligde duysaydık.
Fabregas Uğruna Her Yol Mübah Mıdır?
24 Temmuz 2010
Alper Tolga Erol
Futbol dünyasının süper gücü olduklarını biliyoruz. Maddi gücün yanına ekledikleri cazibeleri ile olmayacak duaya amin dedirtebileceklerini de biliyoruz. Ancak kontratı süren bir oyuncu için kulübünü ikna edemedikleri bir ortamda “O zaten bizim oyuncumuz, orada kirada sayılır!” demek de bence bu güzel oyunu kirleten yegane unsur olan kibirin dibine vurmaktır hani…
Evet Barcelona kulübü, 16 yaşında terk-i diyar ederken ‘Dur!’ demediği eski çocuğunu yuvaya döndürebilmek için her şeyi yapıyor, Dünya Kupası kutlamalarında forma giydirerek başlattıkları manevi baskı unsurunun dozunu artırmakta sınır tanımıyor ve kitlenen pazarlıkları sonlandırma adına Fabregas’ın eski dostlarının demeçlerinden de faydalanmayı ihmal etmiyor. Xavi’nin “Arsenal, kaçınılmaz olanı ertelediğini fark etmeli. Bu yaz atmak istediğimiz imzaya onay vermemeleri, gelecek yıl onun gidişine engel olamayacakları gerçeğini değiştirmeyecek. Bu yüzden transfer bu yaz gerçekleşmezse, Fabregas’ı bir yıllığına kiralamış gibi olacaklar.” şeklindeki açıklaması, futbol ve sözleşmeler başlıkları altında makul karşılanabilir belki ama Arsenal gibi ciddi anlamda üst düzey bir kulübe ve ‘Genç yetenek Fabregas’ı kaptanlığa kadar yükseltip, onu ince ince işleyen Wenger gibi bir üstada ciddi anlamda saygısızlık yapıldığı kanaatindeyim. Ve buradan anladığım tek şey de en iyi olduklarını iddia etmek için her şeye sahip olsalar da Katalanların en sevdikleri günahın kibir olduğu! Umarım, Fabregas’ı ve kendilerini daha antipatik göstermeyecek bir çözüm bulabilirler ve oyunun güzel yüzünü de bu tip kibirli açıklamalarla kirletmezler. Zira bu oyunda en iyiler de en sempatikler de çok sık değişebiliyor…
G.Afrika 0 – 3 Uruguay
21 Haziran 2010
Alican Kutlu
Üç farklı Uruguay galibiyetiyle biten maça Güney Afrika hızlı başladı. Kısa boylu atletik siyahileriyle orta sahaya hakim olan ev sahibi ekip, Dünya Kupalarının beceriksiz antrenörü Perreria’nın yönetiminde olmanın cezasını bir türlü organize atak geliştiremeyerek çekti. Pozisyona gebe tehlike girişimleri bencil Afrikalıların egoizminde kayboldu.
Benzerlerini yeşil sahalardan çok simülasyonlarda görebildiğimiz, Afrika defansını allak bullak eden duran top organizasyonlarıyla tehlikeli olmaya başlayan Uruguay, gole gidemese de rakibini ürküttü, Afrikalıların hızını kesti. Forlan’ın golünden sonra iyiden iyiye saha hakimiyetini ele geçiren Uruguay, nispeten sakin bir maç seyretmemizi sağladı vuvuzela vızıltısını kısarak. Sekseninci dakikada Forlan’ın penaltıyla gelen ikinci golü ve penaltıya sebebiyet veren kırmızı kartla birlikte Afrikalılar maça ve büyük ihtimalle de turnuvaya havlu attılar. Son dakikada Suarez’in müthiş burun kontrolüyle kontrol ederek uzak direğe havalandırdığı topa boş pozisyonda kafayı vuran Pereria maçın skorunu belirledi.
Bitirirken, maratoncuların sprinterlere üstün geldiği bir maçtı diyebiliriz.
Bireysel Hataların Sönük Kupası
14 Haziran 2010
Hasan Türk
Takım sporları literatüründe bireysel hata olarak, halk arasında ise mallık olarak geçen hareketler görüyoruz Afrika’da. İngiltere – ABD maçında İngiliz kaleci Green ABD’ye resmen golü hediye etti. Cezayir – Sloveya maçında ise Cezayirli Ghezzal iki gereksiz sarı kart ile; üstelik sarı kartı varken topa elle vurmaya çalışarak, takımını on kişi bıraktı. Sonrasında kalecinin hatası ile yenilen golle Cezayir iyi oynadığı maçta npuan alamadı. Sırbistan – Gana maçında da Sırp Lukovic gereksiz sarı kartları kırmızıya dönüştürdü. Ardından Kuzmaovic de “Lukovic’ten aşağı kalmam abi” dercesine alakasız bir pozisyonda topa elle dokununca, Gana beklemediği galibiyete uzandı. Sırbistan’ın işi şimdi daha zor,zira Almanya’dan puan alması gerekiyor.
Kupanın daimi mallığı ise Vuvuzela. Ötesinde yorum yapmaya lüzum yok, herkes yeterince bezmiş durumda. İsminden Vuvuzela’nın akrabası intibası uyandıran Jabulani ise ikinci sırada, Vuvuzela’ya göz kırpıyor.
İşin kötü yanı da şu ki; bu bireysel hatalar olmasa, neredeyse gol olmayacak kupada. Bu kadar sönük bir kupa hatırlamıyorum açıkçası.
Gönül güzel futbol ister, gönül şölen ister ama Afrika 2010 (dua edelim ki) şimdilik bundan uzak görünüyor.
Maicon Bir Attı Pir Attı
16 Nisan 2010
Mert Bakırcı
Inter-Juventus maçında Maicon’un harika golü izleyenlerin futbol keyfini doruğa çıkardı. Bu sonuçla Inter morallendi, daha da önemlisi lider oldu (maç fazlasıyla). Mourinho’nun yüzü gülüyordu. İzleyemeyenler ve tekrar tekrar izlemek isteyenler için işte bahsi geçen müthiş gol:
Bitsin
04 Nisan 2010
Mert Bakırcı
Futbol dünyasında bazı cümleler var ki artık klişe halini aldı. Cümlenin başını söylesek, hemen hemen herkes getirir sonunu. Lakin Taraftar Dergi der ki, futbolun klişeleri bitsin artık. V.Ö. deyişi ile derhal bitsin.
* Ben de bir gol attım, sevinçliyim. Ama önemli olan benim gol atmam değil, takımın galip gelmesi.
* Hakem (haakem) takdir haklarını hep rakipten (raakipden) yana kullandı.
* Bloklar arası boşluk + kollektif futbol (Ö.Ü. stili)
* Bir kere geldiler o da gol oldu.
* Hakem kalk diyor.
* Bana penaltı gibi geldi, akşam Erman Hoca yorumlayacaktır.
* Bunlar yeşil sahalarda görmek istemediğimiz türden olaylar.
* O topa 100 kere öyle vursa 99′u gol olmaz.
* Orta alanda baskı sonuç getirdi.
* Hakem yardımcısına gördüm dedi.
* Kalecinin biraz önde olduğunu fark ettim ve vurdum.
Lig Gündemi
08 Aralık 2009
Numan Alper Şahin

Bu hafta ligin gündemi ülke gündemimiz gibi kabına sığmadı.
Neler mi oldu?
• Haftanın alkışı: Beşiktaş taraftarları özlenilen kimliğini sahaya yansıttı. Tatsız olaylara maruz kalan Diyarbakırspor’u tribüne çağırdı. Irkçılık İnönü’de kendine yer bulamadı. Maçta gol olmasa da kazanan Türk Futbolu oldu.
• Beşiktaş haftalardır süren galibiyet geçidini klasik beraberlik sonucu olan 0-0’la bozdu.
• Kayserispor üç büyük İstanbul takımının toplamda 2 puan aldığı haftada Bursaspor’u güzel oyun ve üç gol kombosuyla devirerek lider oldu.
• Haftanın alkışı 2: Kayserililer takımını yalnız bırakmadı ve 30 bin biletli seyirci karşılamayı izledi. Kayseri’den “futbol seyirci ile güzel” sesi yükseldi.
• Trabzonspor Şenol Güneş’le ilk maçına çıktı. Bir 3 puan 3 gol kombosu da onlardan geldi.
• Umut Bulut şık bir gol attı. Sonra en iyi yaptığı şeyi yaptı; altı pastan gol kaçırdı, takım arkadaşını suçladı.
• Altı-pastan gol kaçıran diğer isimler: Nihat, Bobo…
• Fatih Tekke Trabzonspor-Ankaragücü maçını izlemeye tribüne geldi.
• Fenerbahçe iki maçlık mağlubiyet serisine Es-Es maçıyla üçüncüsünü ekledi.
• Aziz Yıldırım Kulüpler Birliği Başkanlığı’ndan istifa etti, “kulüplerin önünde kimse duramaz, hele Fenerbahçe’nin önünde kimse duramaz” dedi.
• Mustafa Sarp Beşiktaş’ın yüzüncü yıl formasına özendi, ama V yaka olayını biraz abarttı.
• Abdullah Avcı maruz kaldığı ‘Galatasaray’a karşı takımı oynatmıyor’ eleştirilerine sekiz eksikle Galatasaray’dan puan alarak cevap verdi.
• Bu da İspanya’dan: C.Ronaldo rakibine haince tekme savurdu. Kırmızı gördü. Bir sporcuya yakışmayan ama Ronaldo’ya yakışan bir hareketti.
Futbolcugücü Adına
02 Aralık 2009
Numan Alper Şahin
Futbolcularımıza bakıyorum da yeni çocuklar için inanılmaz rol modeller var. Mesela Sergen… Allah insana Sergen rahatlağı versin. Hiç bir zaman Sergen’i gergin izlemedim ben. Futbolculuğunda on binlerin kendisini alaşağı etmek için bir hatasını beklerken o sanki derbi maçına çıkmamış, yemekten sonra hava almak için yürüyüşe çıkmış emekli gibiydi. Muhteşem sol ayağını da konuştururdu tabii. Löw’ün fıkra gibi bir anısı var. Fenerbahçe’deyken Löw onu bir maç öncesinde uyarmış. Sergen kramponlarını bağlıyormuş. Löw uzun uzun maçın önemi anlatırken, Sergen kafasını ayakkabılarından hocasına çevirmiş ve cevabı “Hallederiz hocam” olmuş.
İstanbulspor’da oynarken de bir gece kulübünden sabaha karşı çıkınca direk antremana gitmiş. Masörden masaj istemiş. Masaj yapılırken uykuya dalan Sergen gözünü açtığında her yer karanlıkmış; gece olmuş! Sergen üzerinde bir örtü bütün gün uyumuş odada. Ardından yine disko.
Diğer bir örnek de Volkan Demirel. Özgüven abidesi… Sanki küçük dağların projesini o çizdi. Yetenekleri Sergen gibi olmasa da her maç mankenleri çatır çatır çatlatırcasına duruyor direklerin arasında.
Bir de İbrahim Üzülmez hırsı var. Hayatın bütün dertlerine karşı ‘kafasını önüne koyup yoluna devam edebilme’ yetisi var. Ayrıca 35 yaşına rağmen Beşiktaş’ın sırtlayıcısı. İyi oynadığı maçlarda bir Premier League ekibi gibi Beşiktaş.
Düşünüyorum da bir insan da Sergen rahatlığı ve yeteneği, Volkan Demirel özgüveni, Deli İbo hırsı olsa o insan işte o zaman über olmuş demektir. İşte o zaman Nietsczhe rahata erer, şarkılar söyler.
Sergensel Beşiktaş
26 Kasım 2009
Numan Alper Şahin
Karakartal enteresan bir Trabzonspor galibiyetinin ardından, iyi oyunla Fenerbahçe’yi geçti ve son zafer soğuk bir Manchester gününde Ertem Şener’in dudaklarından yansıdı Türkiye’ye. (Gerçi Ertem Şener biraz hâkim olmalı o dudaklara: “Her yerinden öpüyorum Rüştü”)
Bir takım ancak bu kadar eski oyunsuna benzeyebilir. Resmen Sergen’leşti Beşiktaş. Sergen’e nasıl disiplin her zaman çok uzak geldiyse Beşiktaş da aynı şekilde yönetimsiz. Sergen’in nasıl hiçbir zaman nasıl oynayacağı kestirilemediyse aynı şekilde Beşiktaş da öyle değil mi? Para harcamaları bile aynı. Nasıl Sergen için ‘kendine baksaydılı’ cümleler ağızlara pelesenk olduysa Beşiktaş da bu cümlelerden oldukça fazla nasibini almış durumda.
Güle Güle Enke
14 Kasım 2009
Hasan Türk
Futbolu sevenler, geçen hafta Enke’nin şok intiharı ile sarsıldı. Gerçekten de bu gibi olaylar şaşkınlık yaratıyor, insanın inanası gelmiyor. Ama zaman zaman unutulan bir şey var ki o da sporcunun da, hatta daha genellersek ünlülerin de insan olduğunu unutmak. Bu yüzdendir ki yakıştıramıyoruz depresyonu onlara, insan üstü gibi görülüyorlar bir nevi.
Kendisini ilk olarak Barcelona’nın ikinci kalecisi, sonrasında da Fenerbahçe’nin kalecisi olarak tanıdık. Fenerbahçe geçmişinden falan bahsetmeyeceğim, işin o kısmı neyse ne, ortada bir dram var.
Bir dünya yıldızı olamasa da ortalamanın üzeri bir futbolcu olarak yer etti futbol dünyasında Enke. Kariyerine Benfica, Barcelona, Fenerbahçe ve Alman milli takımını yazdırmayı başarmış nihayetinde. Geçen yıl da Bundesliga’nın en iyi kalecisi seçilmişti kaptanı olduğu Hannover 96 takımındaki performansı ile.
Böyle bir erken vedayı hak etmiyordu belki ama hayat işte, her şeyi sunabiliyor insana. Futbola ve futbol alemine kattıklarından dolayı Enke’ye sonsuz teşekkürler. Yakınlarının ve futbol dostlarının da başı sağ olsun.
Yorum Farkı
12 Kasım 2009
Numan Alper Şahin
Spor Aşkı Pazartesi günleri saat ‘de NTV’de yayınlanan güzel bir spor programı. Ercan Taner ve Burcu Esmersoy sunuyorlar. Sergen ve Kaan Kural da konuşmacılar. Ercan Taner’in anlattığı maçlar, sunduğu programlar zaten çok keyifli. Sergen bildiğimiz Sergen. Benim dikkatimi ise en çok Kaan Kural’ın futbol yorumları çekti.
Basketbol yorumcusu Kaan Kural’ın sempatikliği ve oyuncular hakkında geniş bilgiye sahip olması basketboldan anlamayan bünyelere bile basketbol programı izletmişliği vardır zaten. Futbola ise eskiden yabancı bir isimdi. Kendisini çok geliştirmiş son birkaç yılda futbolda da. Programı izlerken bir basketbol yorumcusunun futbol dünyası hakkındaki bilgisi oldukça şaşırttı beni. Farklı organizasyonlar hakkındaki yoğun bilgi birikimi yaptığı her türlü yorumda büyük fark yaratıyor.
Son Programda konuşulan konu Türk futbolunun geri kalmışlığı idi. Aslında hep söylenilen şeyleri çok güzel ifade etti Kaan Kural;
Sergen: Türkiye’deki Güney Amerikalı ve Afrikalılar fake. Türk futbolunun artık bunlardan kurtulması gerek. Transfer yapılırken Avrupa piyasasına yönlenmemiz lazım
Kaan Kural: Drogba Afrikalı, Messi Güney Amerikalı ama?
Sergen: (Suratında utangaç bir gülümsemeyle) Güzel örnek verdin.
Kaan Kural: Türk futbolundaki eksiklik, rekabetin olmaması. Kapitalizmin temelinde de bu vardır. Rekabet, rekabet edenleri bir adım ileri atar. İngiliz takımları neden bütün kupalarda başa oynuyorlar? Çünkü rekabet var. İngiltere liginde beşinci olmak için bile bir takım mücadele ediyor.
Ne dersiniz, biraz farklı sanki alıştığımız yorumculardan. Umarım NTV güzel programlar yapmaya devam eder. Umarım Kaan Kural da futbol dünyası hakkındaki yorumlarına devam eder. Düzgün konuşabilen o kadar az yorumcumuz var ki. Futbolumuzun durumundan daha iyi olmayan yorumcularımızın durumu da belki bir aşama kaydeder.
Kupaların Efendisi
28 Mayıs 2009
Hasan Türk
Tecrübe ve mantığın kazanacağını düşünüp seyir zevkinin kazanmasını isteyenler epey çoğunluktaydı final öncesi. Bir tarafta dünya genelinde en çok taraftara sahip Barça, diğer tarafta istikrar abidesi ManU…
Hiddink’in Chelsea’si epeyce durdurmuştu Barcelona’nın meşhur pas trafiğini, aynı performansı Ferguson ve takımından da bekliyorduk ancak olmadı. Sahaya istediklerini yansıtan Messi ve arkadaşları oldu. Anti-Ronaldocular için epey güzel geçmiştir akşam…
Erken gelen gol ile havaya giren Barça maç boyu kontrolü elinde tuttu. Ronalda saçma inatlaşmalara girip topu 5-6 kişinin arasına sokmakta ısrar etti yine. Ronaldo’nun saygı duyduğu Messi ise yerli yerindeydi bir kez daha.
Bütün bir yıl boyu milyonlara futbol kıyağı çeken Barcelona kazandı. Ferguson’un da dediği gibi “İyi takım kazandı” bir yerde. Ayrıca Barça’da sezonun başarılarına karşılık, oyuncu başına bizim Delgado’nun yıllık ücreti kadar prim düştü. Onlar o primleri hak etti, güle güle harcasınlar, peki ya Delgado?..
Bu arada Barça’nın ne çok seveni, C.Ronaldo’nun da ne çok sevmeyeni var kardeşim ya. Bizim yurt kantininde Barça’nın pozisyona girmesi bile milleti ayağa kaldırıyor, Premier Lig seyircisi sesleri çıkarttırıyor. Ronaldo’yu yakın plan görünce ise millet çemkirmeye başlıyor, topu kaptırırsa Ronaldo, alkışlamalar falan oluyor topu alan adama.
Bu kupa ile Guardiola yaşanmamışları yaşamış oldu. Onu da ayrıca tebrik etmek lazım. 38 yaşında kupaların efendisi oldu, helal olsun.
Futbolun Yalanları
24 Mayıs 2009
Blog
- Hem gol hem penaltı! (İlker Yasin- aslında bu abimiz başlı başına makale, tez, araştırma konusudur ama neyse, araya kaynasın burada.)
- Yenildik ama ezilmedik. (Anonim)
- Hakem golümüzü yedi Evin Ana. (Bahsi geçen markanın reklamında oynayan ve maçta yenildiklerini anladığımız veletler)
- Hocamızın sonuna kadar arkasındayız. (Hangi açıdan? -Lafın sahibi bilimum yöneticiler bu arada.)
- Tezgah var tezgah! (Adnan Polat – Evin Ana’ya serzenen çocuklar misali)
- Korner olması lazım. (Yine İlker Yasin.)
- Önemli olan benim gol atmam değil, takımın galip gelmesi. (Ben de güzel koydum ama demeye getiriyor – anonim bir laftır yine.)
- İstanbul’da Laila, Sivasta Lailahe illallah var. (Bülent Uygun – O zaman senin orada ne işin var?)
- Top bizi sevmedi. (Hadi ordan.)
- Birlikte geldik, birlikte gideriz. (Ah şu şakacı yönetimler.)
- I don’t want to see the back, I want to see the front. (Terim İngilizcesi)
İzmirsiz Süper Lig
17 Mayıs 2009
Hasan Türk
Yine uzatmalarla biten bir maç ve üzülen bir İzmir takımı daha. Türkiye’nin üçüncü büyük kenti İzmir önümüzdeki yıl da Süper Lig’i televizyondan izleyecek. Herkesin gönlünde bir İzmir takımının olması var ancak bu kez de olmadı.Üstelik daha dramatik olanı ise son 4′e kalan 2 İzmir takımını da Kasımpaşa’nın elemiş olması.
Kaf Kaf maça hızlı başlayıp henüz ikinci dakikada golü buldu bulmasına ama önünde hala en az 88 dakika vardı. Kasımpaşa ikinci devrenin başlarında beraberliği, ikinci uzatmanın sonlarında da galibiyet dolünü buldu. Ne diyelim, Kasımpaşa adına hayırlı olsun. Ama İzmir adına, boğazımızda düğümlendi güzel sözcükler yine.

